KİŞİSEL HAREKETLİLİK HAKKI
Avukat Hikmet KARADAĞ
ÖZET
Bu çalışma, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (EHİS) 20. maddesinde düzenlenen “Kişisel Hareketlilik” hakkını, engelli bireyin toplumsal özerkliği ve hak temelli yaklaşım çerçevesinde irdelemektedir. Sözleşme’nin 20. maddesi; engellilerin istedikleri şekil ve zamanda, karşılanabilir bir maliyetle hareket edebilmelerini, kaliteli yardımcı teknolojilere erişimlerini ve bu alanda hem bireylere hem de uzman personele yönelik eğitimlerin verilmesini şart koşar. Çalışma kapsamında, kişisel hareketliliğin bağımsız yaşam (Madde 19), erişilebilirlik (Madde 9), eğitim (Madde 24) ve istihdam (Madde 27) gibi diğer temel haklarla olan koparılamaz bağı ele alınmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin bu madde özelindeki yükümlülükleri, mevcut yasal mevzuat (Anayasa, 5378 Sayılı Kanun) ve 2023-2025 Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı ile 2030 Engelsiz Vizyon Belgesi hedefleri doğrultusunda değerlendirilmektedir. Sonuç bölümünde ise Türkiye’deki uygulama aksaklıkları, bürokratik engeller ve toplum temelli destek sistemlerine geçiş ihtiyacı vurgulanarak çözüm önerileri sunulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kişisel Hareketlilik, BM Engelli Hakları Sözleşmesi, Bağımsız Yaşam, Erişilebilirlik, 20. Madde.
GİRİŞ
Engellilik olgusu, 21. yüzyılın ilk insan hakları belgesi olan BM Engelli Hakları Sözleşmesi ile birlikte “tıbbi ve hayırseverlik” modelinden “insan hakları/sosyal” modeline evrilmiştir. Bu yeni paradigma, engelliliği bireyin bir eksikliği değil; yetersizliği olan kişi ile tutumsal ve çevresel engeller arasındaki etkileşimin bir sonucu olarak tanımlar. Sözleşmenin temel taşlarından birini oluşturan 20. madde (“Kişisel Hareketlilik”), bireyin başkalarına bağımlı kalmaksızın toplum içinde özgürce yer değiştirebilme ve kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olma hakkını güvence altına alır.(Benzer Ekrem,2017)( (ATAK Songül, 2019)
Kişisel hareketlilik, sadece fiziksel bir yer değiştirme eylemi değil; bireyin kendi kaderini tayin etmesi ve onuruyla yaşaması için vazgeçilmez bir “eşik hak” niteliğindedir. Hareketlilik desteği sağlanmadığı sürece, engelli bireyin evinden çıkıp toplumsal yaşamın her alanına spontane bir şekilde dahil olması mümkün değildir. Bu bağlamda Sözleşme, devletlere; engellilerin istediği zamanda ve uygun maliyetle hareket edebilmesini kolaylaştırma, yardımcı teknolojilere erişim sağlama ve hareket becerileri kazandırma gibi aktif pozitif yükümlülükler yükler. Bu çalışma, söz konusu yükümlülüklerin kapsamını, Sözleşme’nin diğer maddeleriyle olan simbiyotik ilişkisini ve Türkiye’deki uygulama pratiklerini eleştirel bir perspektifle analiz etmeyi amaçlamaktadır.
1- BM ENGELLİ HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN KİŞİSEL HAREKETLİLİK MADDESİNİN GENEL DEĞERLENDİRİLMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (EHİS) 20. maddesi, engelli bireylerin bireysel özerkliklerini koruyarak toplumsal yaşama tam ve eşit katılımını güvence altına alan “Kişisel Hareketlilik” hakkını düzenlemektedir. Bu madde, hareketliliği yalnızca fiziksel bir yer değiştirme eylemi olarak değil, engelli bireyin bir “hak süjesi” olarak spontane biçimde toplumsal yaşama katılımını sağlayan bir “eşik hak” ve “ön koşul” olarak tanımlamaktadır (EHİS; 5 Nolu Genel Yorum; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu).
1.1. Bireysel Özerklik ve Seçim Özgürlüğü (20/a)
Madde 20/a, engelli bireylerin hareketliliğini “istedikleri şekil ve zamanda” gerçekleştirebilmelerini güvence altına alarak, bireyin başkalarına veya sınırlı kamu hizmetlerine bağımlılığını ortadan kaldırmayı hedefler. Bu hüküm, engelli bireyin nerede, ne zaman ve nasıl hareket edeceğine dair kendi kaderini tayin etme hakkını sivil bir yükümlülük olarak tanımlar. Ancak uygulamada, şehir içi ulaşım hizmetlerinin özelleştirilmesi ve belediyelerin denetim yetersizliği, bu hakkın kullanımında ciddi keyfiyet ve uygulama birliği eksikliği yaratmaktadır. Farklı kentlerdeki ücretsiz veya indirimli ulaşım politikalarındaki tutarsızlıklar, bireyin hareket serbestisini bölgesel olarak kısıtlayan bir ayrımcılık biçimine dönüşebilmektedir (Çelik, 2016; EHİS; 5 Nolu Genel Yorum; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları Raporu).
1.2. Maddi ve Teknik Destek Mekanizmaları (20/b)
Kişisel hareketliliğin fiilen hayata geçirilebilmesi, kaliteli yardımcı teknolojilere, araç-gerece ve rehberlik sağlayan personellere erişimin karşılanabilir maliyetlerle mümkün olmasını gerektirir. Bu durum, devletlere yoksullukla mücadele odaklı “gelir testi” gibi daraltıcı yaklaşımlar yerine insan hakları temelli ve kapsayıcı finansman sistemleri kurma yükümlülüğü yükler. Türkiye’de tekerlekli sandalye gibi hayati araçların SGK tarafından temininde karşılaşılan bürokratik engeller ve “beş yılda bir ödeme” gibi kısıtlayıcı kurallar, Sözleşme’nin ekonomik erişilebilirlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir (Benzer, 2017; Azarkan & Benzer, 2018; Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025 Önceliklerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına Dair Rapor).
1.3. Hareket Becerileri ve Uzman Personel Eğitimi (20/c)
Hareketlilik hakkı yalnızca cihaz temini ile sınırlı olmayıp, bu araçların etkin kullanımını ve çevrede güvenle yol bulma yetisini içeren oryantasyon eğitimini de kapsar. Sözleşme, hem engelli bireylerin hem de onlarla çalışan profesyonellerin (fizyoterapistler, özel eğitimciler, şoförler vb.) hareket becerilerinin geliştirilmesi konusunda eğitilmesini öngörmektedir. Yerel yönetimlerin sunduğu beceri kurslarının (örneğin KOMEK bünyesindeki eğitimler) bilimsel temelli ve erişilebilir olması, engelli bireyin izolasyondan kurtulup bağımsız yaşam sürdürebilmesi için kritik bir müdahaledir (EHİS; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları Raporu).
1.4. Evrensel Tasarım ve Üreticilerin Teşviki (20/d)
Madde 20’nin stratejik unsurlarından biri, devletin üretim ve tasarım aşamasına müdahale ederek üreticileri engellilerin ihtiyaçlarını dikkate almaları konusunda teşvik etmesidir. Bu yaklaşım, ürün ve çevrelerin özel düzenlemelere gerek duyulmaksızın herkes tarafından kullanılmasını öngören “Evrensel Tasarım” ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır. Kamuya açık alanların, yolların ve kaldırımların engelli standartlarına (TSE) uygun inşa edilmemesi veya kaldırımların araçlar tarafından işgal edilmesi, kişisel hareketliliği fiziksel olarak imkânsız hale getirerek bireyi toplumsal dışlanmaya maruz bırakmaktadır (Tellioğlu, 2019; EHİS; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları Raporu).
1.5. Denetim ve Uygulama Sorunları (Belediyelerin Rolü)
Her ne kadar yasal mevzuat (5378 Sayılı Kanun, İmar Kanunu vb.) erişilebilirlik yükümlülüklerini düzenlese de, uygulamada ciddi bir denetim zafiyeti söz konusudur. Valilikler bünyesindeki Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonlarının etkisizliği, idari yaptırımların caydırıcı olmaması ve erişilebilirlik sürelerinin sürekli ötelenmesi, Madde 20 standartlarının hayata geçirilmesini engellemektedir. Bu bağlamda, özerk bir “Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Kurumu”nun oluşturulması ve yerel düzeyde engelli örgütlerinin karar süreçlerine dahil edildiği “Engelsiz Şehir İnisiyatifleri”nin hayata geçirilmesi gerekliliği vurgulanmaktadır (Varol, 2023; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları Raporu).
2- BM ENGELLİ HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN KİŞİSEL HAREKETLİLİK MADDESİNİN SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİ İLE İLİŞKİSİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (EHİS) 20. maddesi, engelli bireylerin azami düzeyde bağımsız hareket edebilmelerini sağlamak amacıyla devletlere önemli yükümlülükler yüklemektedir. Bu madde, yalnızca fiziksel hareketi düzenleyen bir norm değil, aynı zamanda sözleşmenin diğer maddelerinde güvence altına alınan hakların fiilen kullanılabilmesi için bir ön koşul niteliği taşımaktadır.
2.1. Bağımsız Yaşama ve Topluma Dahil Olma (Madde 19) ile İlişkisi
Kişisel hareketlilik, bağımsız yaşamın ve toplumsal bütünleşmenin temel ön koşuludur. Bu yazının dayandığı kaynakların çoğunda vurgulandığı üzere, kişisel hareketliliği kolaylaştıran cihazlar, yardımcı teknolojiler ve canlı destek (asistanlık) biçimleri temin edilmeden, toplum içinde bağımsız yaşamaya yönelik engeller varlığını sürdürmeye devam etmektedir (EHİS; 5 No’lu Genel Yorum; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları Raporu). Bu bağlamda, hareket özgürlüğü bireyin kendi kaderini tayin etmesi ve toplumsal karşılıklı bağımlılık içinde yaşamını kontrol edebilmesi için vazgeçilmez bir koşuldur.
EHİS Madde 20, Engelli Hakları Komitesi’nin 5 No’lu Genel Yorumu (“Bağımsız Yaşama ve Topluma Dahil Olma”) ışığında değerlendirildiğinde, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme eylemi değil; bireyin toplumsal özerkliğini inşa eden ve Madde 19’da düzenlenen bağımsız yaşam hakkını mümkün kılan temel bir “eşik hak” (threshold right) olarak görülmektedir.
2.1.1. Bağımsız Yaşamın Fiziksel ve Teknik Ön Koşulu Olarak Hareketlilik
Genel Yorum No. 5’e göre, kişisel hareketlilik desteği sağlanmadığı sürece, toplum içinde bağımsız yaşamaya yönelik engeller pek çok birey için devam etmektedir. Komite, düşük maliyetli ve nitelikli hareketi kolaylaştıran aygıtların, yardımcı teknolojilerin ve canlı destek biçimlerinin teminini, engelli kişilerin “çevrelerine tam katılımı ve içerilmesi için bir ön koşul” olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda Madde 20, bireyin evinden çıkıp kamusal alana dahil olmasını sağlayan teknik bir “motor güç” niteliğindedir (5 No’lu Genel Yorum).
2.1.2. “İstediği Şekil ve Zamanda” Hareket Etme ve Spontane Katılım
Genel Yorum No. 5, topluma dahil olma hakkını yalnızca fiziksel mekânlara erişim değil, bireyin “spontane katılımı” olarak ele almaktadır. EHİS Madde 20(a) bendinde yer alan “istedikleri şekil ve zamanda” hareket edebilme vurgusu, bu spontane katılım ilkesiyle doğrudan örtüşmektedir. Hareketlilik desteğinin belirli saatlere veya başkalarının inisiyatifine bağımlı kılınması, bireyin kendi hayatı üzerindeki kontrolünü zayıflatmakta ve onu bağımsız bir “hak süjesi” olmaktan çıkarıp “bakım nesnesi” haline getirmektedir (EHİS; 5 No’lu Genel Yorum).
2.1.3. Kişisel Özerklik ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Bağımsız yaşam kavramı, bireyin kendi hayatını seçme ve kontrol etme imkânına sahip olması, nerede ve kiminle yaşayacağına karar verebilmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, Madde 20 uyarınca sağlanan destekler bireysel özerkliğin somut zemini olarak değerlendirilmektedir. Özellikle kaliteli araç ve gereçlere erişim (20/b), bireyin fiziksel bağımlılığını azaltarak özerkliğini pekiştirirken; hareket becerileri eğitimi (20/c), yalnızca cihaz kullanımını değil, çevresel oryantasyon yetisini de kazandırarak bağımsızlığın kapılarını aralamaktadır. Bu düzenlemeler, “insan onuru ve bireysel özerkliğe saygı” ilkesinin maddi dayanağını teşkil etmekte ve engellilerin toplumsal yaşama eşit katılımını sağlayan normatif bir çerçeve sunmaktadır (EHİS; 5 No’lu Genel Yorum).
2.1.4. Kurumsuzlaştırma Stratejisindeki Rolü
Komite, engelli bireylerin bağımsız hareket kapasitesinin yok sayılmasının veya bu desteğin sunulmamasının, devletleri “tek çözüm” olarak kurum bakımına yönelttiği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Madde 20 çerçevesinde sunulan hareketlilik destekleri, bireyin özel bir yaşama düzenine zorlanmasını (kurumsallaşma) engelleyen en stratejik savunma hatlarından biridir. Uygun yardımcı teknolojiler ve hareket eğitimiyle donatılan birey, toplumdan tecrit edilmek yerine kendi yerel topluluğu içinde varlığını sürdürebilmektedir (5 No’lu Genel Yorum).
2.1.5. Ekonomik Erişilebilirlik ve Sosyal Koruma İlişkisi
Genel Yorum No. 5, engellilikle ilgili hizmetlerin “hesaplı ve düşük gelirli insanlar düşünülerek planlanması” gerektiğini vurgulamaktadır. Madde 20’nin (a) ve (b) bentlerindeki “karşılanabilir maliyet” vurgusu, hareketliliğin lüks bir tüketim değil, bir vatandaşlık hakkı olduğunu teyit etmektedir. Komite, engelli bireylerin engellilikle ilgili harcamaları (örneğin protez, tekerlekli sandalye) bizzat kendilerinin ödemek zorunda bırakılmasını Sözleşme’ye aykırı bulmaktadır; zira bu durum bireyi derin bir yoksulluğa ve dolayısıyla toplumsal dışlanmaya itmektedir (EHİS; 5 No’lu Genel Yorum).
2.2. Eğitim Hakkı (Madde 24) ile İlişkisi
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (EHİS) 20. maddesi (“Kişisel Hareketlilik”), Engelli Hakları Komitesi’nin 4 No’lu Genel Yorumu (“İçermeci Eğitim Hakkı”) perspektifiyle analiz edildiğinde; bu hakkın sadece fiziksel bir yer değiştirme özgürlüğü değil, içermeci eğitim hakkının (Madde 24) hayata geçirilmesi için zorunlu bir “ön koşul” ve “eşik hak” olduğu görülmektedir.
4 No’lu Genel Yorum ışığında, Madde 20’nin eğitim süreçlerindeki yansıması şu başlıklar altında ele alınabilir:
2.2.1. İçermeci Eğitimin Fiziksel ve Teknik Temeli Olarak Hareketlilik
4 No’lu Genel Yorum, kişisel hareketliliğin sağlanamadığı durumlarda içermeci eğitimin etkili bir şekilde gerçekleştirilemeyeceğini açıkça belirtir. Bu bağlamda Madde 20; öğrencinin sadece okul binasına girmesini değil, eğitim ortamı içinde bağımsızca hareket edebilmesini, sosyal ve akademik aktivitelere akranlarıyla eşit düzeyde katılımını sağlayan teknik bir “motor güç” niteliği taşır. Erişilebilir ulaşım imkanlarının yetersizliği veya kişisel asistan desteğinin bulunmadığı senaryolarda, kişisel hareketlilik haklarının tesisi bireyin eğitim hakkından mahrum kalmasını önleyen en kritik güvencedir.
2.2.2. Bağımsızlığın Teşviki: Oryantasyon ve Hareket Kabiliyeti Eğitimi (20/c)
Genel Yorum, özellikle kör, görme engelli ve sağır-kör öğrenciler açısından hareket becerilerinin geliştirilmesine özel bir vurgu yapmaktadır. Bu çerçevede, Madde 20(c) kapsamında verilmesi gereken eğitimler, içermeci eğitim politikalarının somut uygulama alanı olarak değerlendirilmektedir. Oryantasyon ve hareket becerileri, öğrencinin çevresini algılama ve güvenli biçimde yön bulma yetisi kazanmasını sağlayarak akademik başarının ve sosyal bütünleşmenin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bununla birlikte, yaşam becerileri eğitimi, öğrenciyi yalnızca bir cihaz kullanıcısı olmaktan çıkarıp, kendi hareketliliğini yöneten bağımsız bir birey konumuna taşımayı amaçlamaktadır. Bu düzenlemeler, bağımsız yaşamın normatif çerçevesini güçlendirerek, bireysel özerklik ve insan onuruna saygı ilkelerinin eğitim alanındaki somut karşılığını oluşturmaktadır.
2.2.3. Ekonomik Erişilebilirlik ve Yardımcı Teknolojiler (20/a, b)
Madde 20’nin (a) ve (b) bentlerinde yer alan “karşılanabilir maliyet” vurgusu, yalnızca fiziksel hareketliliği sağlayan araçlarla sınırlı olmayıp, aynı zamanda görme engelli öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğini gerçekleştirebilmeleri için gerekli olan dijital ve teknolojik destekleri de kapsamaktadır. Taraf devletler, engelli öğrencilerin eğitim kurumlarına erişimini ve okul içindeki bağımsız hareketliliğini mümkün kılacak tekerlekli sandalye, beyaz baston, protez gibi klasik yardımcı araçların yanı sıra, ekran okuyucu programlar ve hareketliliği kolaylaştıran mobil cihazlar gibi teknolojik çözümleri de uygun maliyetle edinilebilir hale getirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, makul uyumlaştırma çerçevesinde öğrenciye ek bir mali külfet yüklenmemesi ilkesini içerir. Dolayısıyla, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması yalnızca mekânsal erişimle değil, aynı zamanda bilgiye erişim ve dijital öğrenme süreçlerine katılımın da garanti altına alınmasıyla mümkündür. Bu bağlamda, uygun maliyetli teknolojik desteklerin sağlanması, engelli öğrencilerin hem sınıf içi öğrenme süreçlerine hem de sosyal bütünleşmeye aktif biçimde katılımını teminat altına alan normatif bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
2.2.4. Profesyonel Kapasite Geliştirme ve Personel Eğitimi
4 No’lu Genel Yorum, Madde 20(c) ve Madde 24(4) arasındaki bağı kurarak, sadece öğrencilerin değil, onlarla çalışan uzman personelin ve öğretmenlerin de hareket becerileri konusunda eğitilmesi gerektiğini savunur. Öğretmenlerin; braille, işaret dili ve destekleyici eğitim tekniklerinin yanı sıra, engelli öğrencilerin hareket kabiliyetlerini nasıl destekleyecekleri konusunda donanımlı olmaları, içermeci bir okul kültürünün inşası için zaruridir.
2.2.5. Toplumsal Katılıma ve İstihdama Geçişteki Rolü
Eğitim sürecinde kazanılan kişisel hareketlilik becerileri, öğrencinin sadece okul hayatını değil, yükseköğrenimden çalışma yaşamına geçişini (transition) de doğrudan etkiler. Madde 20’nin etkili uygulanması, engelli bireyin mezuniyet sonrası “açık, içermeci ve erişilebilir bir iş piyasasına” (Madde 27) dahil olabilmesi için gerekli olan özgüven ve fiziksel bağımsızlığı sağlar.
4 No’lu Genel Yorum çerçevesinde Madde 20, engelli öğrenciyi “eğitimin edilgen bir nesnesi” olmaktan çıkarıp, kendi eğitim yolculuğunu ve toplumsal yaşamını yöneten aktif bir “hak süjesi” haline getiren temel kaldıraçtır. Kişisel hareketlilik desteği ve eğitimi olmaksızın, Sözleşme’nin 24. maddesindeki içermeci eğitim ideali pratik bir karşılık bulamaz.
2.3. Çalışma ve İstihdam (Madde 27) ile İlişkisi
Engellilerin çalışma ve istihdam haklarından diğerleriyle eşit koşullarda yararlanabilmesi için erişilebilir ulaşım ve kişisel hareketlilik olanaklarının varlığı şarttır. Hareketlilik desteği olmadığında, bireyin istihdam döküsü içerisinde yer alması ve sendikal faaliyetlere katılması mümkün olmamaktadır. Bu bağlamda, iş yerlerindeki makul düzenlemeler ile kişisel hareketlilik araçlarının temini birbirini tamamlayan unsurlardır.( Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Çalışma ve İstihdam Hakkı konusunda 8 No’lu Genel Yorumu , Dolu Ekin 2019, ATAK Songül 2019)
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (EHİS) 20. maddesi (“Kişisel Hareketlilik”), Engelli Hakları Komitesi’nin 8 No’lu Genel Yorumu (“Çalışma ve İstihdam”) perspektifiyle analiz edildiğinde; bu hakkın sadece bireysel bir özgürlük alanı değil, engelli bireyin açık iş gücü piyasasına dahil olabilmesi için zorunlu bir “yapısal ön koşul” ve “tamamlayıcı hak” olduğu görülmektedir.
Genel Yorum No. 8 çerçevesinde, Madde 20’nin istihdam ekosistemindeki detaylandırması şu temel eksenler üzerinde şekillenmektedir:
2.3.1. İstihdam Haklarının Etkin Kullanımı İçin Bir “Eşik Hak” Olarak Hareketlilik
Genel Yorum No. 8, engelli bireylerin istihdam döngüsü boyunca (işe alım, kariyer gelişimi, sendikal faaliyetler) haklarını diğerleriyle eşit koşullarda kullanabilmelerinin, erişilebilir ulaşım ve kişisel hareketlilik desteğinin varlığına doğrudan bağlı olduğunu belirtir. Bu bağlamda Madde 20, engelli bireyin evinden çıkıp iş yerine ulaşmasını sağlayan “fiziksel köprü” niteliğindedir. Hareketlilik desteği ve erişilebilir ulaşım sistemleri tesis edilmediği sürece, Madde 27’de düzenlenen çalışma hakkı teorik bir hukuki statüden öteye geçemez.
2.3.2. İş Gücü Piyasasına Katılımda Yardımcı Teknolojiler (20/b)
Madde 20(b) kapsamında düzenlenen “kaliteli araç-gereç ve yardımcı teknolojilere erişim” ilkesi, Genel Yorum No. 8’de istihdamın sürdürülebilirliği açısından kritik bir bileşen olarak değerlendirilirken, bu erişimin yalnızca fiziksel hareketliliği sağlayan araçlarla sınırlı olmadığı özellikle vurgulanmaktadır. Komite, kaynakların kıt olduğu ortamlarda engelli bireylerin iş gücüne katılımını engelleyen en büyük bariyerlerden birinin, yardımcı teknolojilere eşitsiz ve yetersiz erişim olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda taraf devletlerin, uluslararası iş birliği (Madde 32) yoluyla bu teknolojilere “karşılanabilir maliyetle” erişimi güvence altına alması, bireyin çalışma ortamında bağımsızca görevlerini yerine getirmesini mümkün kılan bir ekonomik güvence aracıdır.
Özellikle görme engelli çalışanlar açısından bu yükümlülük, yalnızca tekerlekli sandalye veya protez gibi klasik yardımcı araçların sağlanmasıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda ekran okuyucu programlar, hareketliliği kolaylaştıran mobil cihazlar ve uygulamalar ile dijital erişilebilirlik standartlarının hayata geçirilmesi gibi unsurlar da kapsama dâhildir. Bu teknolojilerin uygun maliyetle erişilebilir olması, görme engelli çalışanların bilgiye erişimini, iş süreçlerine katılımını ve işyerinde bağımsız hareketliliğini doğrudan desteklemektedir. Dolayısıyla, Madde 20(b)’nin öngördüğü erişim hakkı, yalnızca fiziksel araç-gereçlerin temini değil, aynı zamanda dijital ortamda eşit katılımı sağlayan teknolojik çözümlerin de ekonomik olarak erişilebilir kılınmasını zorunlu kılmaktadır.
2.3.3. Hareket Becerileri Eğitimi ve Mesleki Oryantasyon (20/c)
Madde 20(c), engelli bireylere ve uzman personele hareket becerileri konusunda eğitim verilmesini açıkça öngörmektedir. Bu yükümlülük, Genel Yorum No. 8 ile birlikte istihdam politikaları bağlamında genişletilerek daha kapsamlı bir normatif çerçeveye oturtulmaktadır. Özellikle işe hazırlık ve uyum süreçlerinde, engelli çalışanın iş yerindeki fiziksel çevreyi bağımsız biçimde kullanabilmesi için gerekli oryantasyon eğitimi, mesleki rehabilitasyon (Madde 26) düzenlemelerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, uzman personelin rolü kritik bir önem taşımaktadır; iş ve meslek danışmanları, rehabilitasyon uzmanları ve iş sağlığı personeline yönelik hareketlilik eğitimleri, engelli çalışanın potansiyelini en üst düzeyde kullanabileceği kapsayıcı bir çalışma ortamının inşası için zorunlu görülmektedir. Bu yaklaşım, bağımsız yaşam ve bireysel özerklik ilkelerinin istihdam alanında somut karşılık bulmasını sağlayarak, engellilerin iş gücüne eşit katılımını destekleyen bütüncül bir politika çerçevesi ortaya koymaktadır.
2.3.4. Makul Düzenleme ve Erişilebilirlik Arasındaki Dinamik İlişki
Genel Yorum No. 8, Madde 20’nin hayata geçirilmesinde “makul düzenleme” (reasonable accommodation) ve “erişilebilirlik” arasındaki farkı keskinleştirir. Erişilebilir ulaşım ve kentsel altyapı genel bir “ex ante” (öncül) yükümlülükken; bir engelli çalışanın iş yerine özgü, kendi kullandığı tekerlekli sandalyeye veya yardımcı cihaza uygun spesifik düzenlemeler talep etmesi Madde 20 ve Madde 27’nin kesişim noktasında bir ayrımcılık yasağı yükümlülüğü (makul düzenleme) olarak karşımıza çıkar.
2.3.5. Sosyal Koruma ve Hareketlilik Masrafları (Madde 28 ile İlişki)
Genel Yorum No. 8’in 77. paragrafı, kişisel hareketliliğin maliyetine ilişkin hayati bir saptama yapar. Engelli bireylerin iş arama, işte kalma veya işe geri dönme süreçlerinde karşılaştıkları “engelliliğe dayalı ek masrafların” (özel ulaşım, yardımcı cihaz bakımı vb.) sosyal koruma sistemleri tarafından karşılanması gerektiği vurgulanır. Bu ödemelerin devamlılığı, bireyin ekonomik bağımsızlığını kazanırken hareket kabiliyetini yitirmemesi için elzemdir.
Genel Yorum No. 8 perspektifiyle Madde 20, engelli bireyi iş gücü piyasasının pasif bir nesnesi olmaktan çıkarıp; kendi ulaşımını yöneten, teknolojik donanıma sahip ve çalışma ortamında fiziksel özerkliği bulunan aktif bir “hak süjesi” olarak konumlandırır. İstihdamda tam eşitliğin sağlanması, hareketliliğin bir “yardım” değil, çalışmanın yapısal bir bileşeni olarak tanınmasıyla mümkündür.
2.4. Genel Yükümlülükler (Madde 4) ve Erişilebilirlik (Madde 9) ile İlişkisi
Madde 20, Sözleşme’nin 4. maddesinde yer alan devletin teknoloji araştırma ve geliştirme yükümlülüğü ile yakından ilişkilidir. Taraf devletler, maliyeti karşılanabilir hareket kolaylaştırıcı teknolojileri ve yardımcı araçları teşvik etmekle yükümlüdür. Ayrıca 9. maddede düzenlenen fiziksel çevrenin erişilebilirliği, ancak bireyin kişisel hareketliliğine yönelik desteklerle birleştiğinde topluma tam katılımı mümkün kılar.(EHİS, 8 No’lu Genel Yorum, Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerilileri Raporu)
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin (EHİS) 20. maddesi (“Kişisel Hareketlilik”), Engelli Hakları Komitesi’nin 2 No’lu Genel Yorumu (“Erişilebilirlik”) perspektifiyle analiz edildiğinde; bu hakkın sadece bireysel bir beceri değil, kentsel ve mimari altyapı ile bütünleşmiş sistemik bir “erişim zinciri” olduğu görülmektedir. Komite, erişilebilirliği (Madde 9) tüm hakların kullanımı için bir “ön koşul” olarak tanımlarken, kişisel hareketliliği bu sistemin bireysel ve dinamik tamamlayıcısı olarak konumlandırır.
2 No’lu Genel Yorum ışığında Madde 20’nin detaylandırması şu temel eksenler üzerinde şekillenmektedir:
2.4.1. Erişilebilirlik ve Kişisel Hareketlilik Arasındaki Fonksiyonel İlişki
Komite’ye göre erişilebilirlik, “gruplarla” ilgili ve “öncül bir yükümlülük” (ex ante) niteliği taşımaktadır; yani herhangi bir bireysel talep söz konusu olmadan önce binalar ve ulaşım araçlarının erişilebilir kılınması gerekmektedir. Buna karşılık Madde 20, bu genel erişilebilirliğin bireysel boyutunu düzenlemektedir. Nitekim tamamlayıcı hak perspektifinden bakıldığında, bir şehirde toplu taşıma sistemi Madde 9 uyarınca erişilebilir olsa dahi, bireyin kendi evinden çıkıp durağa ulaşmasını sağlayacak kaliteli kişisel yardımcı araçlara veya bu yolu katedebilmesi için gerekli oryantasyon eğitimine (Madde 20) sahip olmaması halinde erişilebilirlik hakkı fiilen kullanılamaz. Bu noktada, 2 No’lu Genel Yorum tarafından vurgulanan kesintisiz hareket zinciri kavramı önem kazanmaktadır. Bir bireyin bir mekândan diğerine, hatta mekânın kendi içinde hiçbir engelle karşılaşmadan hareket edebilmesini ifade eden bu kavram, erişilebilirliğin bütüncül bir şekilde hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Madde 20 ise bu zincirin halkalarını bireysel araçlar, teknolojik destekler ve eğitim programlarıyla güçlendirerek, erişilebilirlik hakkının somut ve sürdürülebilir biçimde kullanılmasını temin etmektedir.
2.4.2. “İstediği Şekil ve Zamanda” Hareket Etme ve Spontane Katılım
Madde 20(a), engelli bireylerin hareketliliğini “istedikleri şekil ve zamanda” gerçekleştirmelerini emretmektedir. Bu düzenleme, erişilebilirlik hakkının yalnızca mekânsal değil, aynı zamanda zamansal boyutunu da güvence altına almaktadır. 2 No’lu Genel Yorum erişilebilirliğin temel amacını, engelli bireylerin toplumsal yaşama spontane biçimde katılımını sağlamak olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla hareketliliğin başkalarının yardımına veya belirli saatlere — örneğin yalnızca özel engelli servis saatlerine — bağımlı kılınması, Madde 9 ve Madde 20’nin ortak ruhuna aykırıdır. Bu bağlamda sistemik bağımsızlık, erişilebilirlik düzenlemelerinin özünü oluşturmaktadır. Ayrıca, erişilebilirlik aşamalı olarak hayata geçirilebilse de, Madde 20 kapsamındaki kişisel destekler ve hareket araçlarının bireyin topluma katılımını mümkün kılacak şekilde derhal ve etkin biçimde sunulması gerekmektedir. Bu yaklaşım, erişilebilirliğin yalnızca altyapısal değil, aynı zamanda bireysel düzeyde zamanlı ve kesintisiz biçimde sağlanmasının zorunluluğunu ortaya koymaktadır.
2.4.3. Hareket Becerileri ve Oryantasyon: Bilgi Erişilebilirliği (20/c)
Madde 20(c), hem engelli bireylere hem de personele hareket becerileri eğitimi verilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yükümlülük, erişilebilirliğin yalnızca teknik düzenlemelerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal ve kültürel boyutlarıyla da desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. 2 No’lu Genel Yorum bu bağlamda, binalarda ve kamusal alanlarda Braille alfabesi, kolay okunur formatlar ve sesli uyarılar gibi yönlendirici işaretlerin eksikliğini hareketliliğin önünde ciddi bir bariyer olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla yön bulma ve işaretlemeler, bağımsız yaşamın somut altyapısını oluşturan unsurlar arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra, Komite’ye göre eğitimli personel yalnızca teknik yardım sağlayan bir aktör değil, aynı zamanda önyargıları kırarak engelli bireylere onurlu bir hizmet sunmanın garantisidir. Bu yaklaşım, hareketlilik hakkının yalnızca bireysel araçlar ve teknolojik desteklerle değil, aynı zamanda toplumsal bilinç ve profesyonel hizmet kültürüyle güvence altına alınması gerektiğini göstermektedir.
2.4.4. Teknik Destek ve Canlı Yardım Personeli (20/b)
Madde 20(b), engelli bireylerin kaliteli yardımcı teknolojilere ve canlı yardıma — rehberler, okuyucular, işaret dili tercümanları veya rehber köpekler gibi desteklere — erişimini güvence altına almaktadır. Bu düzenleme, erişilebilirliğin yalnızca teknik araçlarla değil, aynı zamanda insani ve hayvansal destek biçimleriyle de sağlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. 2 No’lu Genel Yorum bu bağlamda, özellikle sağır-kör veya zihinsel engelli bireylerin tam erişilebilirlik için kişisel asistanlık, işaret dili tercümanlığı veya rehber köpekler gibi desteklere ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak çeşitliliğin tanınması ilkesini öne çıkarmaktadır. Bununla birlikte, bu desteklerin sunulmaması veya engellenmesi — örneğin rehber köpeğin bir binaya alınmaması — Genel Yorum No. 2 çerçevesinde doğrudan engelliliğe dayalı ayrımcılık olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla Madde 20(b), erişilebilirlik hakkının yalnızca altyapısal değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal düzeyde bütüncül biçimde güvence altına alınması için kritik bir normatif dayanak oluşturmaktadır.
2.4.5. Ekonomik Erişilebilirlik ve Sosyal Koruma (20/a, b)
Sözleşme, engelli bireylerin hareketliliğinin “karşılanabilir bir maliyetle” sağlanmasını öngörmekte ve bu yükümlülüğü erişilebilirlik hakkının ayrılmaz bir unsuru olarak tanımlamaktadır. 2 No’lu Genel Yorum bu bağlamda, erişilebilirlik yükümlülüğünün koşulsuz olduğunu, devletlerin ekonomik krizleri veya kemer sıkma politikalarını (austerity measures) bu hakların ertelenmesi için bir mazeret olarak ileri süremeyeceğini açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla erişilebilirlik, maliyet gerekçeleriyle sınırlandırılamayacak temel bir insan hakkı olarak konumlandırılmaktadır. Ayrıca Komite, evrensel tasarım ilkesinin henüz üretim ve tasarım aşamasında uygulanmasının, sonradan yapılacak tadilat ve uyarlamalardan çok daha ekonomik ve sürdürülebilir olduğunu vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, maliyet etkinliği ile insan hakları yükümlülüklerinin birbirini tamamladığını; erişilebilirliğin hem normatif hem de pratik düzeyde ertelenemez bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.
2 No’lu Genel Yorum perspektifiyle Madde 20, engelli bireyi çevresel engellerin “edilgen bir mağduru” olmaktan çıkarıp, kendi hareketliliğini yöneten aktif bir “hak süjesi” haline getirir. Erişilebilirlik genel standartları (Madde 9) altyapıyı kurarken, kişisel hareketlilik hakları (Madde 20) bu altyapı üzerinde bireysel özgürlüğün fiilen inşa edilmesini sağlar.
2.5. Habilitasyon ve Rehabilitasyon (Madde 26) ile İlişkisi
Kişisel hareketlilik becerilerinin kazandırılması, habilitasyon ve rehabilitasyon süreçlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hizmetlerin amacı engellinin azami bağımsızlığını ve fiziksel/sosyal becerilerini elde etmesini sağlamaktır; hareket becerilerinin geliştirilmesi de bu bağımsızlığın çekirdeğini oluşturur.(EHİS, Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerilileri Raporu))
BM Engelli Hakları Sözleşmesi (EHİS) çerçevesinde Habilitasyon ve Rehabilitasyon (Madde 26) ile Kişisel Hareketlilik (Madde 20) arasındaki ilişki, engelli bireyin bir “bakım nesnesi” olmaktan çıkarılıp aktif bir “hak süjesi” haline gelmesini sağlayan tamamlayıcı bir mekanizmadır. Bu iki madde, Sözleşme’nin temel amacı olan “azami bağımsızlık” ve “topluma tam katılım” hedeflerinin hayata geçirilmesinde stratejik bir iş birliği içerisindedir.
Bu ilişki şu başlıklar altında ayrıntılandırılabilir:
2.5.1. Yetkinlik Kazanımı ve Fonksiyonel Uygulama Diyalektiği
Madde 26 kapsamında düzenlenen habilitasyon ve rehabilitasyon süreçleri, bireyin fiziksel, zihinsel ve sosyal becerilerini elde etmesini veya yeniden kazanmasını amaçlayan bir kapasite geliştirme aşamasını temsil etmektedir. Buna karşılık Madde 20, bu kazanılan kapasitenin çevresel boyutta fiilen kullanılmasını sağlayan bir fonksiyonel araç niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda, rehabilitasyon süreci kapsamında verilen bağımsız hareket programları bireye tekerlekli sandalye veya beyaz baston kullanma yetisi kazandırırken; Madde 20 bu araçların karşılanabilir maliyetle teminini ve bireyin istediği zaman hareket edebilmesini güvence altına almaktadır. Ayrıca akademik literatürde oryantasyon ve bağımsız hareket olarak tanımlanan süreç, her iki maddenin kesişim kümesini oluşturmaktadır: Madde 26 bu eğitimin sunulmasını bir hizmet olarak kurgularken, Madde 20 bu becerilerin geliştirilmesini kişisel hareketliliğin ayrılmaz bir parçası olarak emretmektedir. Böylece rehabilitasyon ve kişisel hareketlilik hükümleri, bireyin kapasite kazanımından toplumsal yaşama fiilen katılımına uzanan bütüncül bir hak zinciri meydana getirmektedir.
2.5.2. Yardımcı Teknolojiler ve İnovasyon Sinerjisi
Her iki madde de engelli bireyin bağımsızlığını destekleyen yardımcı teknolojilere erişimi güvence altına almaktadır. Madde 26(3), rehabilitasyon sürecinde kullanılan yardımcı cihazların erişilebilirliğini ve kullanımını teşvik ederken; Madde 20(d), bu araçları üretenlerin evrensel tasarım ilkelerine uygun üretim yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Böylece rehabilitasyon süreci ile kişisel hareketlilik arasında normatif bir bağ kurulmakta, teknolojik desteklerin hem erişilebilir hem de sürdürülebilir biçimde sunulması sağlanmaktadır. Bu yaklaşım, yalnızca bireysel özerkliği değil, aynı zamanda toplumsal katılımı da güçlendiren bütüncül bir politika çerçevesi ortaya koymaktadır.
Nitekim Türkiye’deki 2023-2025 Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı, bu iki madde arasındaki bağı somutlaştırarak, rehabilitasyon sürecini destekleyen ileri teknoloji ürünlerin SGK kapsamına alınmasını ve üniversitelerde bu alanda araştırma fonları oluşturulmasını hedeflemektedir. Böylece hem maliyet etkinliği hem de sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda, engelli bireylerin bağımsız yaşam hakkı teknolojik ve kurumsal düzeyde güvence altına alınmaktadır.
2.5.3. Profesyonel Kapasite ve Uzman Personel Eğitimi
Engelli Hakları Sözleşmesi (EHİS) hem rehabilitasyon uzmanlarının hem de hareketlilik becerisi kazandıran personelin eğitimini bir devlet yükümlülüğü olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, engellilik alanında hizmet sunan profesyonellerin yalnızca tıbbi bilgiyle değil, aynı zamanda hak temelli ve teknik donanımla güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Madde 26, rehabilitasyon hizmetlerinde çalışan profesyoneller için eğitim programlarının desteklenmesini öngörürken; Madde 20(c), uzman personelin doğrudan “hareket becerileri geliştirilmesi” konusunda eğitilmesini şart koşmaktadır. Bu düzenlemeler, çok disiplinli yaklaşım ilkesine uygun olarak, biyopsikososyal modelin öngördüğü bütüncül hizmet anlayışını somutlaştırmaktadır. Böylece engelli bireylere sunulan destek, yalnızca klinik müdahalelerle sınırlı kalmayıp, toplumsal katılımı ve bağımsız yaşamı güçlendiren hak temelli bir çerçeveye oturtulmaktadır.
2.5.4. Yargısal Perspektif: H.M. - İsveç Kararı Örneği
Engelli Hakları Komitesi içtihatları, Madde 20 ile Madde 26 hükümlerinin ihlalinin bireyi nasıl toplumsal izolasyona sürüklediğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda rehabilitasyonun hareketliliğe bağlılığı ilkesini somutlaştıran H.M. – İsveç vakası dikkat çekicidir. Başvurucunun evine rehabilitasyon amaçlı hidroterapi havuzu yapılması talebinin reddedilmesi, Komite tarafından yalnızca bir sağlık hakkı (Madde 25) veya rehabilitasyon (Madde 26) ihlali olarak değil, aynı zamanda bireyin bağımsız hareket etme ve topluma dahil olma kapasitesini ortadan kaldıran ayrımcı bir muamele olarak değerlendirilmiştir. Karar, rehabilitasyon ihtiyacının karşılanmamasının doğrudan kişisel hareketlilik hakkını felç ettiğini tescillemiş; böylece Madde 19 kapsamında güvence altına alınan bağımsız yaşam ve toplumsal katılım hakkının da ihlal edildiğini ortaya koymuştur.
2.5.5. Bağımsız Yaşamın “Eşik Hakları” Olarak Maddi Güvence
Kişisel hareketlilik ve rehabilitasyon desteği sağlanmadığı sürece, EHİS Madde 19 kapsamında düzenlenen “bağımsız yaşam” hakkı yalnızca teorik bir söylem olarak kalmaktadır. Bu noktada Madde 20 ve Madde 26’nın ortak ruhu, söz konusu hizmetlerin karşılanabilir maliyetle sunulmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak Türkiye’deki SGK uygulamalarında tekerlekli sandalye gibi hayati araçlar için öngörülen “beş yılda bir ödeme” kısıtı, hem rehabilitasyonun sürekliliğini (Madde 26) hem de bireyin kesintisiz hareketliliğini (Madde 20) engelleyen sistemik bir sorun olarak eleştirilmektedir.
Bu sorun yalnızca fiziksel araçlarla sınırlı değildir; görme engelli bireyler açısından ekran okuyucu programlar, hareketliliği kolaylaştıran mobil cihazlar ve uygulamalar ile dijital erişilebilirlik standartlarının sağlanması da aynı derecede önemlidir. Bu teknolojilerin karşılanabilir maliyetle erişilebilir olmaması, bireyin eğitim, istihdam ve sosyal yaşama katılımını doğrudan sekteye uğratmaktadır. Dolayısıyla, yalnızca fiziksel hareketlilik değil, bilgiye erişim ve dijital ortamda bağımsız katılım da bağımsız yaşam hakkının ayrılmaz parçalarıdır. Bu bağlamda, uygun maliyetli teknolojik desteklerin sağlanmaması, erişilebilirlik ve özerklik ilkelerinin hayata geçirilmesini ciddi biçimde zedeleyen bir sistemik engel olarak ortaya çıkmaktadır.
Madde 26 bireyin içsel ve mesleki kapasitesini inşa ederken; Madde 20, bu kapasitenin dış dünyada karşılık bulmasını sağlayan teknik ve mekânsal altyapıyı güvence altına alır. Bu iki maddenin eşgüdümlü uygulanması, engelli bireyi «kurumsallaşma» riskinden koruyan ve toplum içinde «spontane katılımı” mümkün kılan en temel hukuksal zırhtır.
Ezcümle madde 20, bireyin evinden çıkıp toplumun diğer üyeleriyle etkileşime girebilmesini sağlayan “eşik bir hak” niteliğindedir; bu hakkın hayata geçirilmesi Madde 19 (Bağımsız Yaşam), Madde 24 (Eğitim) ve Madde 27 (İstihdam) gibi diğer temel hakların kullanılabilmesi için bir zorunluluktur.
3- 20. MADDENİN A BENDİNİN BETİNLENMESİ
Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesinin (a) bendi, kişisel hareketliliği yalnızca fiziksel bir yer değiştirme olarak değil, bireysel özerklik ve haklara erişimin asli bir koşulu olarak tanımlamaktadır. Bu düzenleme, engelli bireylerin yaşamları üzerinde tam kontrol ve seçim yetkisine sahip olmalarını hedefler. “İstenilen şekilde” ifadesi, bireyin hangi yardımcı aracı (örneğin tekerlekli sandalye, beyaz baston veya rehber köpek) kullanacağına ya da hangi ulaşım yöntemini tercih edeceğine kendisinin karar vermesi gerektiğini ortaya koymaktadır (5 No’lu Genel Yorum; Dolu Ekin, 2019). Buna paralel olarak “istenilen zamanda” vurgusu, hareketliliğin belirli servis saatlerine veya başkalarının programına bağımlı olmaksızın, spontane toplumsal katılımı mümkün kılacak bir özgürlüğü işaret etmektedir (5 No’lu Genel Yorum; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu).
Kişisel hareketliliğin önündeki en önemli engellerden biri, yardımcı teknolojiler ve destek hizmetlerinin yüksek maliyetidir. Taraf devletlerin, engelli bireylerin kaliteli hareket araçlarına, yardımcı teknolojilere ve canlı desteğe (örneğin kişisel asistanlar) uygun maliyetle erişimini kolaylaştırma yükümlülüğü bulunmaktadır (5 No’lu Genel Yorum; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu). Ayrıca Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca devletlerin düşük maliyetli ve erişilebilir yeni teknolojilerin araştırılmasını, geliştirilmesini ve teminini teşvik etmesi gerekmektedir. Hareketliliğin maliyeti, bireyin diğer temel ihtiyaçlarından feragat etmesine yol açacak düzeyde olmamalı; aksine, toplumsal yaşama eşit koşullarda katılımı güvence altına alacak şekilde düzenlenmelidir (EHİS, Gerçekleşmemiş Haklar: Engelli Hakları Üzerine 51 Ülkeden Durum Analizleri ve Dersler).
Bu bent, Sözleşme’nin genel amacı olan “topluma tam ve etkin katılım” için bir ön koşul niteliği taşır. Kişisel hareketlilik desteği ve uygun maliyetli araçların sağlanmaması, engelli bireylerin bağımsız yaşam hakkını (Madde 19) kullanmalarını, evlerinden çıkıp topluma karışmalarını ve yaşam tercihlerini özgürce belirlemelerini imkânsız hale getirmektedir (5 No’lu Genel Yorum; Dolu Ekin, 2019). Eğitim hakkının (Madde 24) fiilen kullanılabilmesi için engelli öğrencilerin, özellikle ulaşımın güç olduğu bölgelerde, eğitim kurumlarına erişimlerini kolaylaştıracak uygun maliyetli hareket araçlarına ve beceri eğitimlerine ihtiyaçları vardır (4 No’lu Genel Yorum). İstihdam hakkı (Madde 27) açısından da erişilebilir ulaşım ve kişisel hareketlilik araçlarının yokluğu, bireyin iş gücü piyasasına dahil olmasını ve çalışarak geçimini sağlamasını engelleyen temel bir bariyer oluşturmaktadır (8 No’lu Genel Yorum). Dolayısıyla kişisel hareketlilik, bağımsız yaşam, eğitim ve istihdam gibi temel hakların kullanılabilmesi için vazgeçilmez bir koşul olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, bu bent engelli bireyi başkalarına veya kısıtlı kamu hizmetlerine bağımlı kılan geleneksel yaklaşımları reddeder. Bunun yerine, hareketliliği bireyin kendi iradesiyle yönettiği ve devletin de bu süreci finansal ve teknik olarak kolaylaştırdığı bir sistemi şart koşar.
4-20. MADDENİN B BENDİNİN BETİNLENMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesinin (b) bendi, kişisel hareketliliğin yalnızca bir niyet beyanı değil, somut araçlar ve destek mekanizmalarıyla güvence altına alınması gereken bir hak olduğunu ortaya koymaktadır. Bu düzenleme, engelli bireylerin toplumsal yaşama tam ve etkin katılımını mümkün kılacak üçlü bir destek sistemini öngörmektedir. İlk olarak, hareketi kolaylaştırıcı araç ve gereçlerin (örneğin tekerlekli sandalyeler, beyaz bastonlar, yürüme yardımcıları, ortez ve protezler) bireyin ihtiyacını tam karşılayacak nitelikte ve dayanıklı olması gerekmektedir; burada “kalite” vurgusu, işlevsellik ve sürdürülebilirlik açısından kritik bir öneme sahiptir (Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025 Önceliklerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına Dair Rapor; 4 No’lu Genel Yorum). İkinci olarak, yardımcı teknolojiler kapsamında güncel teknolojik gelişmeleri içeren yazılımlar, akıllı hareket sistemleri ve bağımsızlığı artıran ileri teknoloji ürünleri yer almakta olup, devletlerin bu teknolojilerin araştırılmasını ve geliştirilmesini teşvik etme yükümlülüğü bulunmaktadır (EHİS; Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025). Üçüncü olarak ise, rehberler, okuyucular, kişisel asistanlar ve işaret dili tercümanları gibi “canlı yardım” biçimleri kişisel hareketliliğin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir (EHİS; Dolu Ekin, 2019). Bu bütüncül yaklaşım, engelli bireyin bağımsızlığını yalnızca mekanik araçlarla değil, insan desteğiyle de güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Bu bent aynı zamanda maliyet faktörünü ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Hareket yardımcılarının ve teknolojilerin yüksek maliyetli olması, engelli bireylerin toplumsal yaşama eşit koşullarda katılımını engelleyen temel bir bariyer oluşturmaktadır. Bu nedenle taraf devletlerin, söz konusu araçların düşük maliyetle veya ücretsiz olarak temin edilmesini sağlamaları gerekmektedir (4 No’lu Genel Yorum; 5 No’lu Genel Yorum; Gerçekleşmemiş Haklar: Engelli Hakları Üzerine 51 Ülkeden Durum Analizleri ve Dersler; Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025 Önceliklerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına Dair Rapor). Devlet desteği yalnızca araçların teminiyle sınırlı olmayıp, engellilikle bağlantılı ek masrafların karşılanması için bireylere ve ailelerine mali yardım, süreli bakım ve diğer sosyal koruma önlemlerinin sunulmasını da kapsamaktadır (EHİS; EHK Kararları). Bu yaklaşım, ekonomik bariyerlerin kaldırılması yoluyla bağımsız yaşam, eğitim ve istihdam gibi temel hakların eşit koşullarda kullanılabilmesini güvence altına almaktadır.
Kişisel hareketliliği kolaylaştıran araçlara erişim, Sözleşme’de yer alan diğer hakların kullanılabilmesi için bir ön koşul niteliği taşımaktadır. Bağımsız yaşam hakkı (Madde 19) açısından, düşük maliyetli ve nitelikli hareket araçlarının temini olmaksızın engelli bireylerin evlerinden çıkmaları ve topluma dahil olmaları mümkün değildir (5 No’lu Genel Yorum; EHK Kararları). Eğitim hakkının (Madde 24) fiilen kullanılabilmesi için engelli öğrencilerin eğitim kurumlarına erişimlerini kolaylaştıracak uygun maliyetli araçlara sahip olmaları zorunludur (4 No’lu Genel Yorum). İstihdam hakkı (Madde 27) bakımından da erişilebilir ulaşım ve kişisel hareketlilik desteğinin yokluğu, bireyin iş gücü piyasasına dahil olmasını ve çalışma hakkını kullanmasını engelleyen temel bir bariyer oluşturmaktadır (8 No’lu Genel Yorum; EHK Kararları). Dolayısıyla kişisel hareketlilik, bağımsız yaşam, eğitim ve istihdam gibi hakların kullanılabilmesi için vazgeçilmez bir eşik hak olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’deki mevzuat ve eylem planları, bu yükümlülüklerin somutlaştırılması yönünde önemli adımlar içermektedir. Ulusal Eylem Planı (2023–2025) kapsamında, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) aracılığıyla sağlanan ortez, protez, tekerlekli ve akülü sandalye gibi hareket yardımcılarının çeşitliliğinin ve niteliğinin artırılması öngörülmektedir (Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025 Önceliklerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına Dair Rapor). Ayrıca, engelli bireylerin bağımsızlığını güçlendirecek teknoloji ürünlerinin geliştirilmesi amacıyla üniversiteler bünyesinde araştırma fonlarının oluşturulması planlanmaktadır (Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025). Bu yaklaşım, engelli bireyi yalnızca “yardıma muhtaç” bir kişi olarak değil, uygun teknoloji ve destek mekanizmaları sayesinde kendi hareketliliğini yöneten bağımsız bir özne olarak konumlandırmayı hedeflemektedir.
5-20. MADDENİN C BENDİNİN BETİNLENMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesinin (c) bendi, kişisel hareketliliğin yalnızca araç-gereç teminiyle değil, bu araçların etkin biçimde kullanılabilmesi ve çevrede güvenle yön bulunabilmesi için gerekli bilgi ve becerilerin aktarımıyla mümkün olduğunu kabul etmektedir (Güler Uludağ Çiğdem, 2017; BM EHK 4 No’lu Genel Yorum). Bu bağlamda hareket becerileri eğitimi, engelli bireylerin fiziksel çevrelerinde başkalarına bağımlı kalmadan yer değiştirebilmelerini sağlayan temel bir destek mekanizmasıdır. Özellikle görme engelli ve sağır-kör bireyler için beyaz baston kullanımı, yön bulma teknikleri ve çevre algısına yönelik oryantasyon eğitimleri kritik bir rol oynamaktadır (BM EHK 4 No’lu Genel Yorum). Bunun yanı sıra, tekerlekli sandalye, protez veya diğer karmaşık yardımcı teknolojilerin bağımsız ve verimli biçimde kullanılabilmesi için teknik eğitimlerin sağlanması zorunludur (Güler Uludağ Çiğdem, 2017). Bu eğitimlerin nihai amacı, bireyin özgüvenini artırarak toplumsal yaşama spontane ve güvenli biçimde katılımını mümkün kılmak ve bağımsızlık potansiyelini açığa çıkarmaktır (Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025).
Sözleşme aynı zamanda engellilerle çalışan personelin kişisel hareketlilik konusunda donanımlı olmasını zorunlu kılmaktadır. Habilitasyon ve rehabilitasyon süreçlerinde görev alan fizyoterapistler, özel eğitim öğretmenleri ve sosyal hizmet uzmanlarının, engelli bireylere hareket becerilerini nasıl öğretecekleri konusunda özel eğitim almaları gerekmektedir (5378 sayılı Kanun; Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu). Taraf devletler yalnızca başlangıç eğitimlerini sağlamakla yetinmemeli; personelin yardımcı teknolojilerdeki gelişmeleri takip edebilmesi için sürekli eğitim programlarını da desteklemelidir. Bu yaklaşım, engelliliği yalnızca tıbbi bir sorun olarak değil, bir insan hakları meselesi olarak gören sosyal model ile uyumlu olmalıdır (BM EHK 4 No’lu Genel Yorum). Böylece personel eğitimi, engelli bireylerin bağımsızlık ve toplumsal katılım haklarını güçlendiren bir perspektifle bütünleşmektedir.
Hareket becerileri eğitimi, diğer hakların fiilen kullanılabilmesi açısından da vazgeçilmez bir ön koşul niteliği taşımaktadır. Kapsayıcı eğitim hakkı (Madde 24) bağlamında, öğrencilerin eğitim kurumlarına kendi başlarına erişebilmeleri içermeci eğitimin başarısı için zorunludur. Ulaşımın kısıtlı olduğu veya kişisel asistan desteğinin bulunmadığı durumlarda hareket kabiliyeti eğitimleri bağımsızlığı teşvik eden en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır (BM EHK 4 No’lu Genel Yorum). Benzer biçimde, bağımsız yaşam hakkı (Madde 19) açısından hareket becerisi eğitimi almamış bir birey, en iyi yardımcı araçlara sahip olsa dahi topluma katılımda güçlük yaşayacak ve izolasyon riskiyle karşı karşıya kalacaktır (Dolu Ekin, 2019; BM EHK 4 No’lu Genel Yorum). Dolayısıyla bu eğitimler, hem kapsayıcı eğitimin hem de bağımsız yaşamın fiilen gerçekleşebilmesi için kritik bir eşik işlevi görmektedir.
Uygulamada ise çeşitli sorunlar göze çarpmaktadır. Türkiye’de belediyelerin engellilere yönelik beceri kursları ve rehabilitasyon hizmetleri sunma yükümlülüğü bulunmasına rağmen, bu alanda yeterli ve bilimsel temellere dayalı çalışmaların henüz tam anlamıyla gerçekleştirilemediği belirtilmektedir (Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu). Ayrıca engellilerle birebir çalışan personelin nitelik ve nicelik açısından artırılması, özellikle taciz ve kötü muameleyi önleyecek mesleki standartların yerleşmesi bakımından kritik öneme sahiptir (Çaha Havva, 2016; Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025). Bu bent, hareketliliği “öğrenilebilir bir beceri” olarak tanımlamakta ve taraf devletleri hem engelli bireyi güçlendirmek hem de ona destek sunan sistemi profesyonelleştirmekle yükümlü kılmaktadır.
6-20. MADDENİN D BENDİNİN BETİNLENMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesinin (d) bendi, kişisel hareketliliğin sağlanması sürecinde yalnızca araçların teminini değil, üretim ve tasarım aşamasını da kapsayarak engelli bireylerin gerçek ve çeşitli ihtiyaçlarına tam uyumlu çözümler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu düzenleme, devletlere yalnızca hareketlilik araçlarını sağlama yükümlülüğü değil, aynı zamanda özel sektör ve üreticileri yönlendirme sorumluluğu da yüklemektedir. Tekerlekli sandalye, protez, beyaz baston veya ileri teknoloji cihazlar üreten firmaların tasarımlarında engelli bireylerin görüşlerini ve farklı engel gruplarının özgün gereksinimlerini dikkate almaları teşvik edilmelidir (Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu). Ayrıca devletler, Sözleşme’nin 4. maddesiyle bağlantılı olarak yeni hareket teknolojilerinin araştırılmasını, geliştirilmesini ve piyasada ulaşılabilir hale getirilmesini desteklemekle yükümlüdür (BM EHK 8 No’lu Genel Yorum). Bu yaklaşım, kamu ve özel sektör arasında işbirliğini zorunlu kılarak yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesini hedeflemektedir.
Bu bent aynı zamanda Sözleşme’nin 2. maddesinde tanımlanan “evrensel tasarım” ilkesinin uygulanmasını amaçlamaktadır. Evrensel tasarım, ürünlerin özel bir ek tasarıma gerek duyulmaksızın mümkün olduğunca herkes tarafından kullanılabilecek şekilde geliştirilmesini esas alır (EHİS). Üreticilerin engelli bireyleri yalnızca pasif tüketiciler olarak değil, tasarım sürecine girdi sağlayan aktif özneler olarak görmeleri teşvik edilmektedir. Bu yaklaşım, farklı engel gruplarının özgün gereksinimlerinin dikkate alınmasını ve tasarım süreçlerinin insan hakları temelli bir perspektifle yürütülmesini zorunlu kılmaktadır (EHİS; BM EHK 7 No’lu Genel Yorum). Böylece evrensel tasarım, kapsayıcı ve erişilebilir bir toplumsal düzenin inşasında temel bir araç olarak konumlanmaktadır.
Engellilik homojen bir durum olmadığından, her bireyin hareket kısıtlılığı ve buna bağlı cihaz ihtiyacı farklılık göstermektedir (Dolu Ekin, 2019; EHİS). Bu nedenle üreticilerin yalnızca yaygın engel gruplarına yönelik değil, nadir görülen veya karmaşık destek ihtiyacı duyan bireyler için de çözümler geliştirmeleri gerekmektedir. Sağır-kör bireyler veya çoklu engeli olan kişiler için özgün tasarımlar bu bent kapsamında değerlendirilmektedir (EHİS; BM EHK 4 No’lu Genel Yorum). Üreticilerin teşvik edilmesi yalnızca çeşitlilik sağlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda araçların yüksek kaliteye sahip olması ve bireyin ekonomik gücünü sarsmayacak şekilde “karşılanabilir bir maliyetle” sunulması da hedeflenmektedir (Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu; EHİS). Dolayısıyla bu bent, çeşitlilik, maliyet ve kalite dengesi üzerinden engelli bireylerin bağımsız hareketliliğini güvence altına almayı amaçlamaktadır.
Son olarak, bu düzenleme hareketlilik araçlarının üretimini yalnızca bir yardım faaliyeti olarak değil, engelli bireyin özerkliğine ve onuruna hizmet eden bir insan hakları standardı olarak konumlandırmaktadır. Bağımsız yaşam hakkı (Madde 19) bağlamında doğru tasarlanmış ve bireyin ihtiyacına tam cevap veren bir yardımcı araç, kişinin topluma katılımı için en temel araç niteliğindedir (Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerileri Raporu; Dolu Ekin, 2019). Erişilebilirlik hakkı (Madde 9) açısından ise üretilen araçların yapılı çevreyle uyumlu olması, hareketliliğin kesintisiz sürmesini sağlayan kritik bir koşuldur (EHİS; BM EHK 5 No’lu Genel Yorum). Böylece bu bent, üretim sürecinde kalite, erişilebilirlik ve insan hakları temelli yaklaşımı bir araya getirerek engelli bireylerin toplumsal yaşama eşit koşullarda katılımını güvence altına almaktadır.
7-20. MADDENİN BM-ENGELLİ HAKLARI KOMİTESİNİN 5 NO’LU YORUMU ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi, Engelli Hakları Komitesi’nin 5 No’lu Genel Yorumu ışığında değerlendirildiğinde, kişisel hareketliliğin yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, engelli bireyin toplum içinde bağımsız bir özne olarak var olabilmesi için hayati bir ön koşul olduğu görülmektedir. Komite, bağımsız yaşamın temelini kişisel özerklik ve kendi kaderini tayin hakkı olarak tanımlamakta; düşük maliyetli ve nitelikli hareket araçları, yardımcı teknolojiler ve kişisel destek hizmetlerini bu özerkliğin somutlaşmasını sağlayan asli unsurlar olarak görmektedir.
Topluma dahil olma hakkı, Genel Yorum’da soyut bir ilke olarak değil, konut, ulaşım, eğitim, istihdam ve kültürel etkinlikler gibi sosyal hayatın tüm alanlarına katılım biçiminde somutlaştırılmaktadır. Bu bağlamda, Madde 20(a)’da yer alan “istedikleri şekil ve zamanda” hareket edebilme vurgusu, spontane toplumsal katılım ilkesinin doğrudan yansımasıdır. Hareket özgürlüğü, insan onurunun ve bireyin özgür gelişiminin vazgeçilmez koşulu olarak kabul edilmekte; hareketlilik araçlarına ve ulaşım hizmetlerine erişimin engellenmesi, bireyi sosyal izolasyona mahkûm ederek Madde 19’da güvence altına alınan bağımsız yaşam hakkının ihlaline yol açmaktadır. Komite’nin içtihatlarında — Bacher/Avusturya, Bellini/İtalya, D.R./Avustralya, H.M./İsveç, Leo/Avustralya, Medina Vela/Meksika ve V.F.C./İspanya kararlarında — kişisel hareketlilik engellerinin doğrudan sosyal dışlanmaya ve sözleşme haklarının çok yönlü ihlaline sebep olduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Genel Yorum No. 5, bireysel destek hizmetlerini salt tıbbi bir bakım aracı olarak değil, toplumsal yaşama eşit katılımı güvence altına alan bir hak kategorisi içerisinde değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, Madde 20(b)’de düzenlenen “yardım sunan insanlara ve araçlara erişim” yükümlülüğünün, bireyin kurumsal bakım modeline zorlanmasını engelleyen en kritik unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Komite’nin kararlarında görüldüğü üzere, bireyin kendi hareketliliğini yönetebilmesi onu bir “bakım nesnesi” olmaktan çıkararak “hak süjesi” konumuna yükseltmektedir.
Madde 20(c) kapsamında öngörülen hareket becerileri eğitimi, bireye yalnızca cihaz kullanma tekniklerini öğretmekle sınırlı değildir; aynı zamanda çevresinde bağımsız biçimde yön bulma yetisini kazandırarak toplumsal yaşama eşit ve özgür biçimde katılımı mümkün kılmaktadır. Bu eğitimler, bireyin sosyal izolasyondan korunmasını ve insan onuru temelinde özerk bir yaşam sürmesini sağlayan normatif araçlar olarak değerlendirilmektedir. Hem 5 No’lu Genel Yorum hem de ulusal raporlarda, hareketlilik ve oryantasyon becerilerinin yalnızca teknik bir yeterlilik değil, toplumsal katılımın ve bağımsız yaşam hakkının asli koşulu olduğu vurgulanmaktadır.
Komite, kişisel hareketlilik desteğinin yokluğunun devletleri “tek çözüm” olarak kurumsal bakım modeline yönelttiği konusunda açık bir uyarıda bulunmaktadır. Bu nedenle Madde 20’nin tam olarak tesis edilmesi, bireyin özel bir yaşama düzenine zorlanmasını önleyen en stratejik savunma hattı olarak görülmektedir. Hareketlilik araçlarına erişim veya hareket eğitimi konusundaki eksiklikler, bireyin doğrudan toplumsal yaşamdan tecrit edilmesine ve bağımsızlığının kısıtlanmasına yol açmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’de uygulanan Umut Evleri gibi toplum temelli destek modelleri, kişisel hareketliliğin artırılması ve bireyin kurumsal bakım yerine toplumsal yaşam içinde güçlendirilmesi açısından dikkate değer örneklerdir. Bu model, bireylere kendi yaşamlarını yönetme kapasitesi kazandırarak onları “bakım nesnesi” olmaktan çıkarıp “hak süjesi” konumuna taşımakta; yerel düzeyde erişilebilirlik ve hareketlilik hizmetlerini toplumsal katılımı destekleyen bir altyapı olarak işlevselleştirmektedir. Böylece Madde 20’nin öngördüğü kişisel hareketlilik hakkı ile Madde 19’da güvence altına alınan bağımsız yaşam ideali arasında somut bir köprü kurulmaktadır.
8-20. MADDENİN BM-ENGELLİ HAKLARI KOMİTESİNİN DİĞER YORUMLARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi, engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımı ve özerkliği için vazgeçilmez bir “eşik hak” niteliği taşımaktadır. Engelli Hakları Komitesi’nin çeşitli Genel Yorumları çerçevesinde değerlendirildiğinde, bu madde diğer hakların kullanılabilmesi için hem maddi hem de teknik bir temel oluşturmaktadır.
Genel Yorum No. 1 (Madde 12), hukuki ehliyetin bireyin iradesine ve tercihlerine saygı gösterilerek kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda kişisel hareketlilik, bireyin hukuki ehliyetini fiilen kullanabilmesi için temel bir araçtır. Özellikle Madde 20(a)’da düzenlenen “istedikleri şekil ve zamanda” hareket edebilme hakkı, bireyin kendi kaderini tayin etme kapasitesini somutlaştırmakta; sözleşme imzalama, mülk edinme veya pasaport başvurusu gibi işlemleri bizzat yürütmesini mümkün kılmaktadır. Hareketliliğin kısıtlanması ise bireyi vekaleten karar verme mekanizmalarına bağımlı hale getirerek seçim özgürlüğünü doğrudan zedelemektedir.
Genel Yorum No. 2 (Madde 9) erişilebilirliği sistemik bir ön koşul olarak tanımlarken, kişisel hareketliliği bu erişilebilirliğin bireysel ayağı olarak değerlendirmektedir. Madde 9, yapılı çevrenin ve ulaşım sistemlerinin evrensel tasarım ilkeleri doğrultusunda erişilebilir olmasını hedeflerken; Madde 20, bireyin bu alanlara fiilen ulaşabilmesini sağlayacak araçlara ve becerilere odaklanmaktadır. Dolayısıyla hareketlilik olmadan erişilebilirlik eksik kalmakta, bireyin toplumsal katılımı fiilen engellenmektedir.
Genel Yorum No. 3 (Madde 6), engelli kadınların ve kız çocuklarının hareket özgürlüğü konusunda kesişimsel ayrımcılık nedeniyle daha büyük riskler altında olduğunu vurgulamaktadır. Ailelerin şiddet korkusu gerekçesiyle kadınları eve hapsetmesi, topluma katılım haklarının fiilen reddi anlamına gelmektedir. Madde 20 kapsamında sağlanan hareketlilik desteği, kadınların sosyal izolasyondan kurtulması ve yardım kuruluşlarına erişebilmesi için yaşamsal bir araçtır. Hareket araçlarının kısıtlanması veya yok edilmesi ise Sözleşme’nin 16. maddesi kapsamında şiddet ve istismar biçimi olarak kabul edilmektedir.
Genel Yorum No. 4 (Madde 24), içermeci eğitimin yalnızca müfredat düzenlemeleriyle değil, aynı zamanda fiili erişimi mümkün kılan destek mekanizmalarıyla hayata geçirilebileceğini belirtmektedir. Bu bağlamda kişisel hareketlilik desteği ve eğitimi, eğitimin her düzeyinde tam katılım için zorunlu bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Görme engelli öğrenciler açısından oryantasyon ve hareket becerilerinin kazandırılması, içermeci eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmekte; öğrencinin sosyal bütünleşmeye aktif biçimde katılımını sağlamaktadır.
Genel Yorum No. 6 (Madde 5), gerekli desteklerin sunulmamasını ayrımcılık biçimlerinden biri olarak tanımlamaktadır. Kişisel hareketlilik desteklerinin sağlanmaması, engelli bireylerin toplumsal yaşama eşit katılımını engelleyerek sistematik dışlanmaya yol açmaktadır. Bu nedenle düşük maliyetli teknolojilerin temini pozitif önlemler kapsamında değerlendirilmekte; buna karşılık uygun düzenlemelerin yapılmaması doğrudan veya dolaylı ayrımcılık olarak nitelendirilmektedir.
Genel Yorum No. 7 (Madde 4/3 ve 33/3), engelli bireylerin politika süreçlerine katılımının fiili hareketlilik kapasitelerine bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Hareketlilik desteği, demokratik katılımın ve örgütlü temsiliyetin ön koşulu olarak değerlendirilmekte; devletlerin hareketlilik politikalarını tasarlarken engelli örgütlerine danışma yükümlülüğü, politikaların gerçek ihtiyaçlara uygun biçimde şekillenmesini sağlamaktadır.
Genel Yorum No. 8 (Madde 27), istihdam döngüsünün tüm aşamalarında kişisel hareketlilik desteğinin vazgeçilmez olduğunu ortaya koymaktadır. İş gücü piyasasına erişim, hareketlilik desteği olmadığında fiilen engellenmekte; işyerinde bağımsız hareket edebilme ise bireyin görevlerini yerine getirmesi ve sosyal ağlar kurması için yaşamsal önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Madde 20’nin hayata geçirilmesi engelli bireyi bir “bakım nesnesi” olmaktan çıkararak, kendi kararlarını veren (Madde 12), eğitim alan (Madde 24), çalışan (Madde 27) ve toplumda bağımsız bir özne (Madde 19) olarak konumlandırmaktadır. Kişisel hareketlilik, yalnızca fiziksel bir özgürlük değil, aynı zamanda hukuki ehliyetin, erişilebilirliğin, eğitimin, istihdamın ve toplumsal katılımın somut güvencesi olarak işlev görmektedir.
9- ÖZELLİKLE MAKUL DÜZENLEME VE ERİŞİLEBİLİRLİK KAVRAMLARI ARASINDAKİ FARKIN MADDE 20 İLE İLİŞKİLİ OLARAK HUKUKİ SONUÇLARI ÜZERİNDE BİR ANALİZ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi çerçevesinde “erişilebilirlik” ve “makul düzenleme” kavramları, engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımını sağlayan iki temel mekanizma olmakla birlikte hukuki mahiyetleri ve doğurdukları sonuçlar bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Erişilebilirlik yükümlülüğü (Madde 9), gruplara yönelik ve öncül bir yükümlülük (ex ante) niteliği taşır; devletler, herhangi bir bireysel talep olmaksızın yolları, binaları ve ulaşım araçlarını erişilebilir hale getirmekle yükümlüdür. Buna karşılık makul düzenleme yükümlülüğü (Madde 5), bireyselleştirilmiş ve tepki niteliğinde bir yükümlülük (ex nunc) olarak tanımlanır. Genel standartların ötesinde ortaya çıkan özel ihtiyaçlara yanıt vermeyi amaçlar. Örneğin standartlara uygun bir rampa, bireyin kullandığı özel boyutlardaki cihaz için yetersiz kaldığında makul düzenleme yapılması gerekir. Komite’nin içtihatlarında — Bacher/Avusturya, Bellini/İtalya, D.R./Avustralya, H.M./İsveç, Leo/Avustralya, Medina Vela/Meksika ve V.F.C./İspanya kararlarında — bu ayrım açıkça ortaya konulmuştur.
Bu iki yükümlülük arasındaki en kritik fark, sınırlarında ortaya çıkar. Erişilebilirlik yükümlülüğü koşulsuzdur; bir kurum veya devlet, “bu binayı erişilebilir kılmak bana çok büyük bir yük getiriyor” diyerek sorumluluktan kaçamaz. Standartlar kademeli olarak uygulanabilir, ancak mutlak bir yükümlülük olarak kabul edilir. Makul düzenleme ise “ölçüsüz veya aşırı yük” (undue burden) kriteriyle sınırlıdır. Talep edilen düzenleme yükümlü üzerinde haksız ve orantısız bir mali veya idari yük oluşturuyorsa, düzenlemenin yapılmaması her zaman ayrımcılık teşkil etmeyebilir. Bununla birlikte, Madde 20 kapsamında kişisel hareketlilik destekleri bakımından bu sınırın çok dar yorumlanması gerektiği Komite tarafından özellikle vurgulanmaktadır. Zira kişisel hareketlilik, yalnızca bireysel özgürlüğün değil, aynı zamanda bağımsız yaşam, hukuki ehliyet ve toplumsal katılım haklarının somut güvencesidir.
Madde 20, bireyin azami düzeyde bağımsız hareket edebilmesini hedefleyen normatif bir düzenleme olarak, ihlali halinde farklı ayrımcılık türlerine göre değişen hukuki sonuçlar doğurur. Sistemik ayrımcılık söz konusu olduğunda — örneğin bir şehrin toplu taşıma sisteminin Madde 9 ve Madde 20 çerçevesinde genel olarak erişilebilir olmaması halinde — bu durum devletin genel politikalarındaki yapısal bir başarısızlığa işaret eder ve erişilebilirlik yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilir. Buna karşılık bireysel ayrımcılık, çevrenin genel standartlara uygun olmasına rağmen, engelli bir bireyin kişisel hareketliliği için gerekli olan spesifik bir yardımcı teknoloji veya kişisel asistan desteğinin reddedilmesi durumunda ortaya çıkar. Bu tür bir ihlal, makul düzenlemenin reddi yoluyla gerçekleştirilen ayrımcılık olarak nitelendirilir. Dolayısıyla Madde 20’nin uygulanması, ayrımcılık yasağının ve eşitlik ilkesinin somut güvencesi olarak işlev görmektedir.
Yargısal koruma bakımından erişilebilirlik yükümlülüğü koşulsuz ve mutlak kabul edilirken, makul düzenleme bireyselleştirilmiş bir yükümlülük olarak “ölçüsüz yük” kriteriyle sınırlanır. Ancak kişisel hareketlilik destekleri bakımından bu sınırın dar yorumlanması gerektiği, Komite’nin kararlarında özellikle vurgulanmaktadır. Çünkü kişisel hareketlilik, bağımsız yaşam, hukuki ehliyet ve toplumsal katılım haklarının fiilen kullanılabilmesi için vazgeçilmez bir koşuldur. Bu ayrım, devletin hem sistemik hem de bireysel düzeyde yükümlülüklerini yerine getirmesini zorunlu kılmakta; engelli bireylerin haklarının korunmasında tamamlayıcı bir işlev üstlenmektedir.
10- 20. MADDENİN KOMİTE YORUMLARI, KARARLARI VE AİHM KARARLARI ÇERÇEVESİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRİLMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi (“Kişisel Hareketlilik”), engelli bireylerin toplumsal hayata tam ve etkin katılımı ile bireysel özerkliklerini gerçekleştirebilmeleri için bir “ön koşul” niteliği taşımaktadır. Bu maddenin kapsamı, BM Engelli Hakları Komitesi’nin Genel Yorumları ve kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları çerçevesinde değerlendirildiğinde, kişisel hareketliliğin yalnızca teknik bir düzenleme değil, bağımsız yaşam, erişilebilirlik ve ayrımcılıkla mücadele ilkelerinin somutlaşması için vazgeçilmez bir hak zemini olduğu görülmektedir.
Komite’nin Genel Yorumları, kişisel hareketliliği yalnızca fiziksel bir yer değiştirme imkânı olarak değil, diğer tüm hakların fiilen kullanılabilmesinin önkoşulu olarak ele almaktadır. Genel Yorum No. 5, düşük maliyetli ve kaliteli cihazlar, yardımcı teknolojiler ile canlı desteğin sağlanmamasının bağımsız yaşamın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda kişisel hareketlilik, bireyin Madde 19 kapsamında “nerede ve kiminle yaşayacağına karar verme” özgürlüğünü fiilen kullanabilmesini mümkün kılar (ATAK Songül, 2019; Karadağ Hikmet, 2022-2023). Genel Yorum No. 2 erişilebilirliği (Madde 9) sistemik bir yükümlülük olarak tanımlarken, kişisel hareketliliği bu erişilebilirliğin bireysel boyutu ile ilişkilendirmektedir. Genel Yorum No. 6 ise gerekli makul düzenlemelerin yapılmamasını doğrudan engelliliğe dayalı ayrımcılık olarak değerlendirmektedir. Komite’nin içtihatlarında — Bacher/Avusturya, Bellini/İtalya, D.R./Avustralya, H.M./İsveç, Leo/Avustralya, Medina Vela/Meksika ve V.F.C./İspanya — kişisel hareketlilik desteğinin yokluğu sosyal dışlanmaya ve sözleşme haklarının çok yönlü ihlaline yol açtığı açıkça ortaya konulmuştur.
Komite’nin bireysel başvurulara ilişkin kararları, kişisel hareketliliğin rehabilitasyon, erişilebilirlik ve toplumsal katılım boyutlarıyla doğrudan bağlantısını ortaya koymaktadır. H.M. – İsveç kararında, rehabilitasyon amaçlı desteklerin reddi bireyin yaşamını sürdürebilme kapasitesini doğrudan zedelemiştir. Bacher – Avusturya kararında ise fiziksel çevrenin güvenli ve ulaşılabilir olmaması yalnızca bireyin evine erişimini değil, eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlere katılımını da engelleyerek hareketliliğin toplumsal işlevini ortadan kaldırmıştır. Bu kararlar, kişisel hareketliliğin bağımsız yaşam ve kamusal hizmetlere erişim için vazgeçilmez olduğunu teyit etmektedir.
AİHM içtihatları da kişisel hareketliliği ayrımcılık yasağı bağlamında değerlendirmektedir. Glor – İsviçre kararında diyabetli bir bireyin askerlikten muaf tutulmasına rağmen vergi ödemeye zorlanması, toplumsal bütünleşmeyi engelleyen ayrımcı bir muamele olarak görülmüştür. Çam – Türkiye ve Enver Şahin – Türkiye kararlarında ise eğitim kurumlarına erişim için makul düzenleme yapılmamasını Mahkeme ayrımcılık olarak kabul etmiştir. Özellikle Enver Şahin kararında, üniversitenin yalnızca “insan yardımıyla kaldırma” teklifinin yetersiz ve onur kırıcı olduğu belirtilmiş; yapısal düzenlemelerin engelli hareketliliğine uygun hale getirilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Duvan-Özkan Ayşe, 2019; Ersöz Enes, 2020). Bu içtihatlar, BM Sözleşmesi’nin Madde 20 hükmünün engelli bireyi bir “bakım nesnesi” olmaktan çıkararak, kendi hareketliliğini yöneten bağımsız bir “hak süjesi” haline getirmeyi amaçladığını teyit etmektedir.
Sonuç olarak, kişisel hareketlilik hakkı yalnızca bireysel bir ihtiyaç değil; rehabilitasyon süreçlerinin etkinliği, erişilebilirlik yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve toplumsal katılımın sağlanması için stratejik bir hak zemini olarak değerlendirilmektedir. Bu hak, engelli bireyin bağımsız yaşamını, hukuki ehliyetini ve toplumsal varlığını güvence altına alan normatif bir düzenleme olarak, hem BM Komitesi’nin hem de AİHM’in içtihatlarında ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik ilkelerinin somut güvencesi olarak kabul edilmektedir.
11- 20. MADDENİN ANAYASA, ENGELLİLER HAKKINDA KANUN VE SOSYAL HİZMETLER KANUNU ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi (“Kişisel Hareketlilik”), engelli bireylerin toplumsal yaşama tam katılımı ve bireysel özerkliklerini gerçekleştirebilmeleri için bir “eşik hak” niteliği taşımakta ve Türk hukuk sisteminde Anayasa, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile güçlü bir hukuki zemin bulmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (2709), kişisel hareketlilik hakkını doğrudan ve dolaylı biçimde güvence altına alan temel normları içermektedir. Madde 2’deki sosyal hukuk devleti ilkesi, engelli bireylerin hareketlilik desteklerine erişimini devletin pozitif yükümlülüğü olarak tanımlar. Madde 10’da yer alan eşitlik ilkesi, 2010 değişikliğiyle engelliler için alınacak özel tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağını hükme bağlamış; bu düzenleme, kişisel hareketlilik araçlarının temini ve indirimli ulaşım gibi uygulamalara doğrudan anayasal dayanak sağlamıştır (Duvan-Özkan Ayşe, 2019). Madde 61, devletin engellilerin korunması ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alma görevini açıkça düzenleyerek kişisel hareketliliği pozitif bir yükümlülük haline getirmiştir (Karadağ Hikmet, 2022-2023). Madde 90 ise uluslararası sözleşmelerin üstünlüğünü güvence altına alarak EHİS’in bağlayıcılığını ve anayasal düzeyde üstünlüğünü teyit etmektedir.
5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, EHİS Madde 20’nin öngördüğü ilkeleri somutlaştıran temel ulusal düzenleme niteliğindedir. Kanunun 1 ve 4. maddeleri, engellilerin bağımsızlığını ve onurunu güçlendirerek toplumsal hayata eşit katılımını sağlamayı amaçlamakta; 4/B maddesi engellilerin toplumdan tecrit edilmesini yasaklamakta ve bağımsız yaşam için destek hizmetlerine erişimi zorunlu kılmaktadır (Ayşe Sarı). Madde 7 ve geçici hükümler, binaların, yolların ve toplu taşıma araçlarının erişilebilir hale getirilmesini zorunlu kılarak kişisel hareketliliğin altyapısını oluşturmuştur (Örtülü Sefa, 2019; Ersöz Enes, 2020). Madde 4/A, engellilere yönelik makul düzenlemelerin yapılmasını emretmekte; bu düzenleme bireyin hareketliliği için gerekli özel teknik veya araç desteğinin sağlanmasını zorunlu kılmaktadır (Karadağ Hikmet, 2022-2023). Madde 10 ise rehabilitasyon hizmetlerinin engellinin yerleşim yerine en yakın yerde verilmesini düzenleyerek EHİS Madde 20(c)’de öngörülen hareket becerileri eğitimini ulusal düzeyde güvence altına almaktadır (Sözer Ali Nazım, 2022).
2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu, kişisel hareketlilik hakkının sosyal hizmetler aracılığıyla desteklenmesini sağlamaktadır. Madde 3, günlük hayatın gereklerini başkasının yardımı olmadan yerine getiremeyen bireyleri “bakıma muhtaç engelli” olarak tanımlamakta ve bu çerçevede bakım ile rehabilitasyon hizmetlerini öngörmektedir. Ek Madde 7’de düzenlenen evde bakım yardımı, EHİS Madde 20(b)’deki “yardım sunan insanlara erişim” yükümlülüğünün Türkiye’deki karşılığıdır. Gelir kriterine bağlı olarak sağlanan evde bakım ödemeleri, bireyin günlük yaşamda bağımsız hareketliliğini destekleyen temel araçlardan biri haline gelmiştir. Ayrıca rehabilitasyon merkezleri ve toplum temelli umut evleri, engelli bireylerin fiziksel ve sosyal becerilerini geliştirerek bağımsız hareket kapasitesini artırmayı hedeflemekte; bireyin yalnızca bakım nesnesi olarak görülmesini engelleyip toplumsal yaşama aktif katılımını teşvik etmektedir (Sözer Ali Nazım, 2022).
Bu anayasal ve yasal çerçeve, kişisel hareketliliğin yalnızca bireysel bir ihtiyaç değil, aynı zamanda sosyal devletin eşitlik, erişilebilirlik, rehabilitasyon ve sosyal hizmet yükümlülükleriyle doğrudan bağlantılı bir hak zemini olduğunu göstermektedir.
12- 20. MADDENİN TÜRKİYEDE’Kİ UYGULAMASINA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi, engelli bireylerin azami düzeyde bağımsız hareket edebilmelerini sağlamak amacıyla devletlere somut yükümlülükler yüklemektedir. Türkiye’nin bu madde kapsamındaki uygulamaları, yasal zemin, hizmet sunumu ve karşılaşılan engeller bağlamında değerlendirildiğinde bütüncül bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Türkiye, 2007’de imzalayıp 2009’da onayladığı Sözleşme ile kişisel hareketlilik hakkını iç hukukunun bir parçası haline getirmiştir. Anayasa’nın 10. maddesinde 2010 yılında yapılan değişiklik engellilere yönelik pozitif ayrımcılığı anayasal güvenceye kavuşturmuş; 61. madde ise devletin engellilerin korunması ve toplum hayatına intibakını sağlayıcı tedbirler alma yükümlülüğünü açıkça düzenlemiştir (Karaca Nuray Gökçek, 2019; Dolu Ekin, 2019). Ulusal düzeyde 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, yapılı çevrenin ve toplu taşıma araçlarının erişilebilir hale getirilmesini zorunlu kılarak kişisel hareketlilik hakkının somutlaşması açısından kritik bir normatif dayanak oluşturmuştur (Örtülü Sefa, 2019). Stratejik belgeler düzeyinde ise 2030 Engelsiz Vizyon Belgesi ve 2023–2025 Ulusal Eylem Planı, toplu taşıma, konut ve yapılı çevrenin erişilebilirliğini öncelikli alanlar olarak belirlemiş; böylece hareketlilik hakkı toplumsal bütünleşmenin ve eşit yurttaşlık ilkesinin stratejik bir unsuru olarak konumlandırılmıştır.
Araç-gereç ve yardımcı teknolojilere erişim, Madde 20(b) kapsamında en kritik alanlardan biridir. Türkiye’de SGK uygulamaları tekerlekli sandalye bedelini karşılamakta; ancak “beş yılda bir ödeme” şartı ve ağır bürokratik raporlama süreçleri, engellilerin kesintisiz hareketlilik hakkını zedeleyen engeller olarak eleştirilmektedir (Benzer Ekrem, 2017; Azarkan Ezeli & Benzer Ekrem, 2018). 2023–2025 Ulusal Eylem Planı, ileri teknoloji ürünlerin Sağlık Uygulama Tebliği kapsamına alınmasını ve Ar-Ge çalışmalarının teşvik edilmesini hedefleyerek yalnızca mevcut araçların teminiyle sınırlı kalmayan, yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesini amaçlayan bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu çerçevede, dijital çözümler ve mobil uygulamalar da bağımsız yaşam hakkının dijital boyutunu güvence altına alan araçlar olarak değerlendirilmiştir.
Ulaşım hizmetlerinde ise %40 ve üzeri engellilik oranına sahip vatandaşların şehir içi toplu taşımadan ücretsiz, şehirlerarası hatlardan indirimli yararlanma hakkı bulunmaktadır. Ancak belediye otobüslerinin büyük kısmının engelli kullanımına uygun olmaması, erişilebilirlik sürelerinin defalarca ertelenmesi ve uygulama birliği eksikliği, hareketlilik hakkının fiilen kullanılmasını sınırlamaktadır (Çaha Havva, 2016). Ayrıca anons sistemlerinin yetersizliği, özellikle görme engelli bireylerin bağımsız hareketliliğini ciddi biçimde kısıtlamaktadır.
Madde 20(c) kapsamında eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri de önem taşımaktadır. Yerel yönetimlerin sunduğu beceri eğitimleri, örneğin Konya Büyükşehir Belediyesi’nin KOMEK kurslarında Braille ve işaret dili eğitimleri, bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmektedir (Örtülü Sefa, 2019). Ulusal Eylem Planı kapsamında toplu taşıma şoförleri ve sağlık personeline yönelik eğitimler ise önyargıların kırılması ve engelli bireylere onurlu hizmet sunulması açısından kritik görülmektedir.
BM Engelli Hakları Komitesi’nin 2019 Nihai Gözlem Raporu, Türkiye’de kişisel hareketlilik hakkının uygulanmasına ilişkin önemli eleştiriler içermektedir. Komite, engelliliğe yönelik yaklaşımların hâlâ “tıbbi, hayırsever ve ataerkil” model çerçevesinde şekillendiğini, bunun bireyin özerkliğini sınırladığını vurgulamıştır. Havayolu seyahatinde sağlık raporu şartı veya zihinsel engelliler için vasiden onay alınması gibi uygulamalar ayrımcı bulunmuş; erişilebilirlik standartlarının uygulanışını takip edecek bağımsız bir izleme mekanizmasının eksikliği de ciddi bir sorun olarak kaydedilmiştir.
Sonuç olarak Türkiye, anayasal ve yasal düzenlemeler ile strateji belgeleriyle kişisel hareketlilik konusunda önemli bir çerçeve çizmiş olsa da; erişilebilirlik sürelerinin ertelenmesi, yardımcı araç teminindeki ekonomik sınırlamalar ve toplumsal önyargılar nedeniyle Madde 20’nin tam anlamıyla uygulanmasında ciddi sorunlar yaşamaktadır. Bu tablo, kişisel hareketliliğin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda özerklik, eşitlik ve onur hakkı gibi temel hakların somut güvencesi olduğunu göstermektedir.
13- 20. MADDENİN ENGELLİ HAKLARI ULUSAL EYLEM PLANI (2023-2025) VE 2030 ENGELLİLER VİZYON BELGESİ ÇERÇEVESİNDE DİKKAT ÇEKİLEN ÇALIŞMALAR VE EKSİKLİKLER DOĞRULTUSUNDA DEĞERLENDİRİLMESİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi, Türkiye’nin engellilik alanındaki temel yol haritası olan 2030 Engelsiz Vizyon Belgesi ve bunun uygulama aracı olan 2023–2025 Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı kapsamında stratejik bir öneme sahiptir. Bu belgeler, kişisel hareketliliği yalnızca ulaşım meselesi olarak değil, bağımsız yaşam ve toplumsal katılım hakkının ayrılmaz bir unsuru olarak konumlandırmaktadır.
Planlanan çalışmalar arasında, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında sağlanan ortez, protez, tekerlekli ve akülü sandalye gibi araçların çeşitliliğinin ve niteliğinin artırılması, ileri teknoloji ürünlerin SUT kapsamına alınması ve üniversiteler bünyesinde yardımcı teknolojilere yönelik araştırma fonlarının oluşturulması yer almaktadır. Ayrıca, üretim aşamasında toplu taşıma araçlarının erişilebilirlik kriterlerine uygun tasarlanması, belediyelerin farklı engel gruplarına yönelik dijital uygulamalar geliştirmesi ve şoförlere erişilebilirlik eğitimi verilmesi öngörülmektedir. Engelli bireylere bağımsız hareket becerilerini geliştirecek programların sunulması da bu bütüncül yaklaşımın bir parçasıdır. Böylece kişisel hareketlilik, yalnızca fiziksel bir gereklilik değil, toplumsal eşitlik ve insan onurunun korunması açısından stratejik bir hak olarak tanımlanmaktadır (Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023–2025).
Ancak uygulamada ciddi eksiklikler dikkat çekmektedir. Öncelikle, erişilebilirlik sürelerinin defalarca ertelenmesi, kişisel hareketlilik hakkının fiilen kullanılmasını geciktiren en büyük sorunlardan biridir. Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla sağlanan araçların temininde ağır raporlama şartları ve beş yılda bir ödeme yapılması gibi kısıtlayıcı kurallar, bireyin sürekli ve kesintisiz hareketlilik hakkını zedelemektedir (Benzer, 2017). Denetim ve yaptırım yetersizliği de öne çıkmakta; Valilikler bünyesindeki Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonlarının etkin çalışmaması ve caydırıcı yaptırımların uygulanmaması, normatif düzenlemelerin pratikte etkisiz kalmasına yol açmaktadır. Ayrıca, engelli bireylerin sayıları, engel türleri ve karşılaştıkları spesifik sorunlara dair ayrıştırılmış ve güncel verilerin bulunmaması, etkili politikaların geliştirilmesini ve ilerlemenin izlenmesini zorlaştırmaktadır.
Bir diğer sorun ise tıbbi yaklaşımın sürekliliğidir. Sağlık kurulu raporlarında engelliliğin hâlâ yalnızca “hastalık” kategorisine indirgenmesi, bireyin kendi kararını verme ve bağımsız hareket etme kapasitesini gölgelemekte; sosyal model anlayışının hayata geçirilmesini engellemektedir. Bu tablo, kişisel hareketlilik hakkının yalnızca normatif düzeyde değil, uygulama ve zihniyet düzeyinde de çok yönlü engellerle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, 2030 Engelsiz Vizyon Belgesi ve ilgili Eylem Planı Türkiye’ye EHİS standartlarına ulaşmak için modern bir çerçeve sunmaktadır. Ancak kişisel hareketliliğin önündeki ekonomik engellerin kaldırılması, denetim mekanizmalarının özerkleştirilerek güçlendirilmesi ve sosyal model anlayışının kurumsallaştırılması en acil çözüm bekleyen alanlar olarak öne çıkmaktadır.
14- 20. MADDENİN UYGULANMASINA DAİR BİR ELEŞTİRİ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi, Türkiye’de yasal mevzuata ve strateji belgelerine geniş ölçüde girmiş olsa da, uygulamada hâlâ “hak temelli” bir yaklaşım yerine “tıbbi ve hayırsever” bir anlayışın baskınlığı nedeniyle ciddi eksiklikler barındırmaktadır. Bu bağlamda temel eleştiriler birkaç boyutta toplanmaktadır.
Öncelikle, tıbbi modelin ve bürokratik engellerin sürekliliği dikkat çekmektedir. Sözleşme kişisel hareketliliği bireyin özerkliği ve toplumsal katılımının asli koşulu olarak tanımlarken, Türkiye’deki uygulamalar engelli bireyi hâlâ bir “bakım nesnesi” olarak görmektedir (BM Engelli Hakları Komitesi, 8. Genel Yorum). SGK tarafından yürütülen yardımcı araç temini süreci sağlık kurulu raporu, reçete onayı ve faturalandırma gibi ağır bürokratik şartlara bağlanmış; ödemelerin yalnızca beş yılda bir yapılması ise bireyin değişen ihtiyaçlarını karşılamayan ve hareket özgürlüğünü süreyle sınırlayan bir uygulama olarak eleştirilmiştir (Benzer, 2017). Bu durum, hareketliliğin sürekliliğini güvence altına almak yerine bireyi tıbbi ve bürokratik prosedürlere bağımlı kılmaktadır.
Erişilebilirlik sürelerinin ertelenmesi ve denetim zafiyeti de önemli bir sorun alanıdır. 5378 sayılı Kanun kapsamında 2012 yılına kadar tamamlanması öngörülen erişilebilirlik yükümlülükleri defalarca ertelenmiş; bu durum devletin kendi koyduğu standartları uygulamadaki isteksizliğini göstermektedir (Çaha, 2016). Valilikler bünyesindeki Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonlarının etkili izleme yapamaması ve caydırıcı yaptırımların uygulanmaması, normatif düzenlemelerin pratikte işlevsiz kalmasına yol açmaktadır.
Yerel yönetimlerdeki uygulama birliği eksikliği ve keyfiyet, kişisel hareketlilik hakkının hayata geçirilmesinde bir başka engel olarak öne çıkmaktadır. İstanbul’da tüm ulaşım araçlarının engellilere ücretsiz olması uygulaması, Ankara’da refakatçilerden ücret talep edilmesi veya engellilerin araçtan indirilmeye çalışılması gibi ayrımcı muamelelerle çelişmektedir. Bu durum eşitlik ilkesinin ihlali olarak değerlendirilmekte; özelleştirme süreçlerinde özel firmaların engelli haklarını kabul etmemesi ise bireylerin ulaşımda bağımsızlık ve eşitlik haklarını fiilen kullanmalarını engellemektedir.
Toplumsal algı da önemli bir bariyer oluşturmaktadır. Ders kitaplarında engelli bireylerin “muhtaç” ve “yetersiz” olarak tanımlanması, hareketliliğin bir hak değil bir “yardım” olduğu algısını pekiştirmektedir (Çaha, 2016). Toplu taşıma şoförlerinin ve toplumun engelli bireyi bir “gecikme kaynağı” veya “yük” olarak görmesi, bireyi sosyal izolasyona itmektedir (Benzer, 2017; Örtülü, 2019). Bu durum yalnızca bireysel hakların değil, anayasal güvence altındaki eşitlik ilkesinin de ihlali olarak değerlendirilmelidir.
Son olarak, gelir testi ve aileye bağımlılık mekanizması engelli bireyin özerkliğini doğrudan sınırlamaktadır. Bakım ve hareketlilik desteklerinin bireyin kendi gelirine değil hane gelirine bağlanması, bireyi ailesine ekonomik olarak mahkûm etmekte; bu yaklaşım engelli bireyi hak öznesi olmaktan çıkararak bir “aile yükümlülüğü” nesnesine indirgemektedir (Karadağ, 2022–2023; Tellioğlu, 2019).
Türkiye’de 20. madde “kağıt üzerinde” kapsamlı bir reform geçirmiş görünse de, yaptırım eksikliği, bürokratik bariyerler ve hizmet sunumundaki bölgesel eşitsizlikler nedeniyle engelli bireyler hâlâ “istedikleri şekil ve zamanda” hareket edebilme özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.
15- 20. MADDENİN HAYATA GEÇİRİLMESİ BAKIMINDAN TÜRKİYE İLE DİĞER ÜLKELERİN KARŞILAŞTIRILMASI
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesi, engelli bireylerin toplumsal yaşama tam katılımı ve bireysel özerkliklerini gerçekleştirebilmeleri için bir “eşik hak” niteliği taşımaktadır. Türkiye’deki uygulamalar, uluslararası örneklerle karşılaştırıldığında hem refah modelleri hem de kurumsal mekanizmalar açısından belirgin farklılıklar göstermektedir.
Uluslararası literatürde ülkeler sosyal harcama düzeyleri ve gelir testi uygulamaları bakımından farklı refah modelleri altında sınıflandırılmaktadır. Sosyal demokrat modelde İsveç, Danimarka ve Norveç gibi ülkelerde hizmetler evrenselcilik ilkesiyle, gelir testi aranmaksızın sunulmakta; engelli bakımı ve hareketlilik araçları bir “yardım” değil, vatandaşlık hakkı olarak görülmektedir (Tellioğlu, 2019; Karadağ, 2022–2023). Almanya ve Fransa gibi muhafazakâr/Bismarckian model ülkelerinde rehabilitasyon ve istihdama entegrasyon odaklı, sosyal sigorta temelli güçlü bir koruma ağı bulunmaktadır. ABD’de ise liberal model kapsamında Engelli Amerikalılar Yasası (ADA) ayrımcılık karşıtlığı ve sivil haklar vurgusunu öne çıkarırken, Bağımsız Yaşam Merkezleri hareketi bu modelin merkezinde yer almaktadır (Çaha, 2016). Türkiye’nin konumu ise daha çok Güney/Doğu Avrupa ülkeleriyle benzerlik göstermekte; düşük sosyal harcama oranları ve güçlü gelir testi uygulamalarıyla öne çıkmaktadır. Sosyal koruma harcamalarının GSYH’ye oranı %13,3 iken AB ortalaması %20–30 arasındadır (Dolu, 2019; Aktaş, 2014). Bu tablo, Türkiye’nin sosyal devlet ilkesi bağlamında engellilik politikalarının evrensel hak temelli modellerden ziyade sınırlı harcama ve gelir testi odaklı yapılarla şekillendiğini göstermektedir.
Kişisel hareketlilik araçları ve teknolojilerine erişim açısından Almanya’da bedeller sosyal sigorta kurumlarınca karşılanmakta ve rehabilitasyon süreci bireyin aktif katılımıyla yürütülmektedir. İsveç’te taşıt desteği ve araç uyarlaması için geniş hibeler sağlanmakta, böylece ekonomik engeller ortadan kaldırılmaktadır (Tellioğlu, 2019). Türkiye’de ise mevzuat düzeyinde düzenlemeler bulunsa da SGK’nın tekerlekli sandalye ödemelerini yalnızca beş yılda bir yapması ve ağır raporlama süreçlerine bağlaması, Sözleşme’nin “karşılanabilir maliyetle erişim” ilkesine aykırı bir uygulama olarak eleştirilmektedir (Güler Uludağ, 2017; Benzer, 2017).
Bağımsız yaşam ve kurumsuzlaştırma politikaları da ülkeler arasında farklılık göstermektedir. İsveç ve Danimarka’da depo tipi kurum bakımı terk edilmiş; bireyin kendi asistanını seçebildiği kişisel bakım asistanlığı ve küçük ölçekli grup evleri modeli benimsenmiştir. Japonya ve Türkiye’de ise engellilerin ömür boyu aileleriyle yaşaması kültürel bir norm olarak sürmektedir. Türkiye’de “Evde Bakım Aylığı” uygulaması, bireyi aileye ekonomik olarak bağımlı kılmakta; bu durum bağımsız yaşam hakkıyla çelişmektedir. Toplum temelli Umut Evleri projeleri başlatılmış olsa da yaygınlaşma hızının düşük olması nedeniyle kurumsuzlaştırma süreci sınırlı kalmaktadır (Dolu, 2019; Çaha, 2016).
Erişilebilirlik ve ulaşım düzenlemeleri açısından Berlin’de tüm toplu taşıma araçları ve kamusal alanlar “erişilebilirlik ofisi” denetiminde olup standartlara uymayan projelere onay verilmemektedir (Benzer, 2017). Türkiye’de ise 5378 sayılı Kanun ile erişilebilirlik yükümlülükleri tanımlanmış olsa da belediyelerin hazırlıksızlığı gerekçesiyle süreler defalarca ertelenmiş, bugün itibarıyla otobüslerin önemli bir kısmı hâlâ engelli kullanımına uygun hale getirilememiştir.
Türkiye’nin temel eksiklikleri zihniyet ve kurumsal mekanizmalar düzeyinde kendini göstermektedir. Tıbbi modelden sosyal modele geçiş sürecinde terminolojik düzeltmeler yapılmış olsa da engelli bireyi hâlâ bir “bakım nesnesi” olarak gören yaklaşım baskınlığını sürdürmektedir (Karadağ, 2022–2023). Almanya’daki Berlin Eyaleti Engelli Temsilcisi örneğinde olduğu gibi doğrudan ceza kesebilen aktif bir hak arama mekanizmasının Türkiye’de bulunmaması mevzuatın uygulanabilirliğini zayıflatmaktadır. Eğitim ve farkındalık sorunları da engelli bireylerin toplumsal katılımını sınırlamaktadır; Türkiye’de engellilerin yüksekokul mezunu olma oranının yalnızca %2 olması, hareketlilik ve eğitime erişimdeki sistemik engelleri açıkça ortaya koymaktadır (Benzer, 2017).
Sonuç olarak Türkiye, uluslararası standartları mevzuatına taşımış olsa da uygulamanın gelir testi ve aile odaklı bakım kıskacında kalması, engelli bireyin bağımsız bir “hak süjesi” olarak topluma karışmasını zorlaştırmakta ve sosyal modelin öngördüğü eşit yurttaşlık perspektifini zayıflatmaktadır.
SONUÇ
BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 20. maddesinin (“Kişisel Hareketlilik”) etkili ve amacına uygun uygulanabilmesi için, engelli bireyi bir “bakım nesnesi” olarak gören tıbbi yaklaşımdan vazgeçilerek, onu bağımsız bir “hak süjesi” olarak konumlandıran hak temelli bir model benimsenmelidir. Bu bağlamda ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda yapılması gereken düzenlemeler ve politikalar bütüncül bir perspektifle ele alınmalıdır.
Ekonomik tedbirler açısından, sosyal desteklerin kapsayıcı hale getirilmesi kritik öneme sahiptir. Engelli aylığı ve evde bakım yardımı gibi desteklerin bağlanmasında hane halkı gelirine değil, engelli bireyin kişisel gelirine dayalı bir sistem benimsenmeli; bu doğrultuda 2022 ve 2828 sayılı kanunlarda düzenleme yapılmalıdır. Mevcut gelir testi uygulamaları bireyi ailesine bağımlı kılarak özerkliğini zedelemektedir. Yardımcı teknolojilere erişimde SGK’nın “beş yılda bir ödeme” kuralı ve ağır bürokratik engeller kaldırılmalı; Sağlık Uygulama Tebliği kapsamındaki araçların çeşitliliği ve kalitesi artırılmalı, ayrıca engelliliğe bağlı ek masraflar için devlet yardımı sürdürülebilir hale getirilmelidir (Benzer, 2017). Üreticilerin evrensel tasarım ilkelerini benimsemeleri ve engellilerin özgün ihtiyaçlarını dikkate almaları için Ar-Ge fonları, vergi muafiyetleri ve hibe destekleri artırılmalıdır. Bu öneriler, Türkiye’nin mevzuatını uluslararası standartlarla uyumlu hale getirmek ve engelli bireyin bağımsız bir hak öznesi olarak toplumsal yaşama katılımını güçlendirmek açısından stratejik bir yol haritası sunmaktadır.
Sosyal ve mekânsal düzenlemeler bağlamında, şehir içi toplu taşıma araçlarının üretim aşamasında erişilebilirlik kriterlerine uygun hale getirilmesi ve mevcut araçların kullanımında şoförler ile ilgili personele düzenli eğitimler verilmesi gerekmektedir. Toplum temelli destek hizmetleri bakım yükünün yalnızca aile üyelerine ait olduğu anlayışın terk edilmesini zorunlu kılmaktadır; İsveç ve Danimarka örneklerinde olduğu gibi profesyonel “kişisel bakım asistanlığı” sisteminin mevzuata dahil edilmesi ve yaygınlaştırılması bireyin özerkliğini güçlendiren bir model olarak öne çıkmaktadır. Erişilebilirlik standartlarına uyulmaması durumunda caydırıcı yaptırımların uygulanması, ayrıca Valilikler bünyesindeki denetim komisyonlarının idari ve mali açıdan özerkleştirilmesi, normatif düzenlemelerin pratikte işlerlik kazanmasını sağlayacaktır.
Kültürel ve farkındalık çalışmaları ise engelli bireyin toplumsal yaşamda bağımsız bir hak öznesi olarak konumlanması için kritik bir boyut oluşturmaktadır. Medyada ve okul kitaplarında engelli bireyleri “muhtaç”, “yetersiz” veya “topluma yük” olarak yansıtan ifadeler kaldırılmalı; bunun yerine insan onuru ve potansiyeline odaklanan farkındalık kampanyaları yürütülmelidir. Engelli bireylerin ve onları temsil eden örgütlerin kişisel hareketlilik ve erişilebilirlik ile ilgili tüm politika, yasa ve bütçe planlama süreçlerine aktif biçimde dahil edilmesi sağlanmalıdır. Eğitim ve kapasite geliştirme hem engelli bireylere oryantasyon ve bağımsız hareket eğitimi verilmesini hem de sağlık çalışanları, adliye personeli ve şoförler gibi profesyonellerin engelli hakları konusunda bilinçlendirilmesini içermelidir.
Bu inceleme, kişisel hareketliliğin Sözleşme’de yer alan diğer tüm ekonomik, sosyal ve sivil hakların kullanılabilmesi için temel bir ön koşul olduğunu ortaya koymaktadır. Hareketlilik desteği ve eğitimi olmaksızın engelli bireylerin bağımsız yaşaması (Madde 19), kapsayıcı eğitim alması (Madde 24) ve açık iş piyasasına dahil olması (Madde 27) teorik düzeyde kalmakta, fiilen hayata geçirilememektedir. Türkiye özelinde, EHİS’in kabulüyle birlikte yasal mevzuat önemli ölçüde modernleşmiş olsa da uygulamada ciddi yaptırım boşlukları ile karşılaşılmaktadır. Özellikle yardımcı araçların teminindeki bürokratik zorluklar, yerel yönetimlerin sunduğu ulaşım hizmetlerindeki standart eksikliği ve erişilebilirlik sürelerinin sürekli ertelenmesi, Madde 20’nin tam anlamıyla hayata geçirilmesini engellemektedir.
Bu bulgular ışığında, engelli bireylerin birer “hak süjesi” olarak görülmesi için toplumsal farkındalık artırılmalı ve mevzuat bu anlayışla yeniden gözden geçirilmelidir (Karadağ, 2022–2023). Yardımcı teknolojilere erişimde hane halkı geliri kriteri yerine bireysel ihtiyaçlar esas alınmalı; SGK gibi kurumların kısıtlayıcı ödeme kuralları esnetilmelidir. Dijital erişim araçlarının vergilerden muaf tutulması veya maliyetlerinin sosyal devlet ilkesi kapsamında sübvanse edilmesi sağlanmalıdır (Güler Uludağ, 2017). İsveç örneğinde olduğu gibi kişisel bakım asistanlığı sistemleri yaygınlaştırılmalı ve aileye bağımlılık azaltılmalıdır (Bacher, Bellini, D.R., H.M., Leo, Medina Vela, V.F.C. kararları). Erişilebilirlik standartlarına uyulmaması durumunda caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı ve bağımsız izleme mekanizmaları güçlendirilmelidir (Benzer, 2017).
Sonuç olarak, 2030 Engelsiz Vizyon Belgesi hedeflerine ulaşılması ancak hareketliliği bir “lütuf” değil, insan hakkı olarak gören, bütçe tahsislerini bu yönde yapan ve engelli bireyleri karar süreçlerine aktif biçimde dahil eden bir siyasi irade ile mümkün olacaktır.
KAYNAKÇA
Aktaş Asuman,SOSYAL DIŞLANMA BAĞLAMINDA SOSYAL YARDIMLAR VE KARŞILAŞTIRMALI POLİTİKA ÖNERİLERİ, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI Dış İlişkiler ve Yurtdışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Nisan, 2014- Ankara
ATAK Songül, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin Karar ve Genel Yorumları, İzmir Barosu Dergisi, Mayıs, 2019
Azarkan Ezeli, Benzer Ekrem,”Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Haklarına Dair Sözleşme ve Türkiye’de Engelli Hakları”, DÜHFD, Cilt: 23, Sayı: 38, Yıl: 2018, s. 3-29
Benzer Ekrem,”TÜRKİYE VE ALMANYA’DA ENGELLİ HAKLARINA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER VE ULUSLARARASI HUKUK”, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Diyarbakır, 2017)
Birinci Mehmet, Albayrak Tümerkan Elvan, SOSYAL DEVLET MODELLERİ: SOSYAL DEMOKRAT MODEL, İSVEÇ - NORVEÇ ÖRNEĞİ, Sosyal Çalışma Dergisi, 2017, Cilt: 1, Sayı: 1, 64-100
Çağlar Selda, Engelli Hakları Sözleşmesi’nde Ayrımcılık Yasağı ve Türkiye’nin Uyum Sorunu”, TBB Dergisi, Sayı 96, Eylül-Ekim, s.149-178 (Eylül 2011)
Çaha Havva, Engellilerin Toplumsal Hayata Katılmasına Yönelik Politikalar: Türkiye, ABD ve Japonya Örnekleri, İnsan ve Toplum, 5 (10), 2016
Çakar Elif, TÜRKİYE VE BAZI YABANCI ÜLKELERDE ÖZÜRLÜLERE SAĞLANAN AVANTAJLAR: VERGİ DÜZENLEMELERİ İLE EKONOMİK VE SOSYAL DÜZENLEMELER, Belge, Yıl:10, Sayı:112, Nisan, 2007)
Çelik Elif, Onuncu Yılında Birleşmiş Kişilerin İnsan Hakları Sözleşmesi ve Sözleşme Ruhu, İnönü Üni. Hukuk Fak. Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2016, 219 - 246
Çılğın Turgut, SOSYAL DEMOKRAT REFAH DEVLETLERİNİN ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARI: İSVEÇ ÖRNEĞİ, AUSBD, 2021; 4(8): 129-152
Çınarlı Serkan, “Kamu Hizmetlerinin Yürütülmesinde Engelli Hakları” Doktora tezi, Kamu Hukuku Anabilim Dalı / Kamu Hukuku Bilim Dalı, 2008 İzmir
DEMİR Ayşegül, Türkiye’nin AB’ye Uyum Sürecinde Engellilerin Değişen Konumu, (2015), Sosyoloji Dergisi, Sayı 31, 2015, 59 – 83
DEMİRTAŞ Zülfü , Uluslararası Antlaşmalar Çerçevesinde Engellilerin Eğitim Hakkı, (2019), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Akademik Dergisi, Sayı 2, 2019, 39 - 59.
Dolu Ekin,a b ülkelerinde ve türkiyede engellilere yönelik bakım politikaları ve uygulamaları, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİMDALI SOSYAL POLİTİKA VE SOSYAL HİZMETLER YÜKSEK LİSANS PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZİ, İstanbul, 2019
DURGUT Ramazan , Avrupa Birliğinin 181 / 2011 Sayılı Tüzüğüne Göre Otobüsle Seyahat Eden Yolcuların Hakları, (2019), İşletme Bilimi Dergisi, Cilt 7, Sayı 1, 2019, 263 - 274
DUVAN -ÖZKAN Ayşe, Ayrımcılık Yasağı Bağlamında Engelli Bireylerin Haklarına İlişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları, (2019), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 23, Sayı 3, 2019, 311 - 349
ERSÖZ Enes , Engellilere Yönelik Ayrımcılık ve Makul Uyumlaştırma Kavramı, (2020), Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, 2020, 149 - 163
Geyik Osman, Türkiye’de Dezavantajlı Gruplara Yönelik Yapılan Mali Yardımlar Üzerine Bir İnceleme, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, 20 (1), 52-66.
Ercan Hüseyin, Küçükoğlu Mahmut, Norveç’te Refah Devletinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi, Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Yıl: 9, Cilt:11, Sayı:18, Haziran 2019
Gökçeoğlu Balcı Şebnem, “Sosyal Dışlanma Kavramı Bağlamında Engellilerin Sosyal Güvenlikten Dışlanması”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, sayı:2009/2 dosya Konusu;”Özürlü Haklarına İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, 2009 İstanbul
Güler Uludağ Çiğdem, Türkiye’de Engellilere Yönelik Sosyal Koruma Önlemleriİstanbul Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Sosyal Politika ve Sosyal Hizmetler Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2017-İstanbul
KARACA Nuray GÖKÇEK, Uluslararası İlke ve Standartlar Bağlamında Engelli Hakları, (2019), Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, 2019, 1 - 34
KAYGISIZ Ümmühan, BULGAN Gülay, İnsan Hakları Çerçevesinde Engellilerin Seyahat Hakkı ve Avrupa Birliğindeki Yasal Düzenlemeler, (2015), Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 49, 2015, 98 - 106
Karadağ, Hikmet, Birinci Bölüm: Çeşitli Avrupa Ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde Sosyal ve Bakım Politikaları Çerçevesinde Engellilere Sağlanan Sosyal Yardımlar ve Mali Haklar, Yarasa Hukuk E-Dergi, Yıl:1, Sayı:2, 2022-www.gozevhukuk.org.tr-Yarasa Hukuk E-Dergi| GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2022)
Karadağ, Hikmet, İkinci Bölüm: Türkiye’de Sosyal ve Bakım Politikaları Çerçevesinde Engellilere Sağlanan Sosyal Yardımlar ve Mali Hakların Karşılaştırılmalı Değerlendirilmesi, Yarasa Hukuk E-Dergi, Yıl:2, Sayı:3, 2023-www.gozevhukuk.org.tr-Yarasa Hukuk E-Dergi| GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2023)
Karadağ, Hikmet, Sosyal Devlet Perspektifinde Evde Bakım Yardımının Değerlendirilmesi, www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021)
Karadağ, Hikmet, Gelir Vergisi Kanununda Engelli Mükelleflere Sağlanan Muafiyet ve İstisnalar, www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021)
Keskin Mustafa, Avrupa Parlementosu ve Konseyi’nin 2019/882 Sayılı Yönergesi(Avrupa Birliği) 17 Nisan 2019 İtibariyle Ürün ve Hizmetler İçin Erişilebilirlik Gereklilikleri Hakkında Yönerge, Yarasa Hukuk E-Dergi, Yıl:4, Sayı:7, 2025-www.gozevhukuk.org.tr-Yarasa Hukuk E-Dergi| GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2025)
Reçber Bircan, FRANSA’DA SOSYAL YARDIMLAR, International Journal of Social Inquiry Cilt / Volume 12 Sayı / Issue 1 2019 ss/pp. 239-260
Sarı Ayşe, Engellilerin Toplumsal Yaşamda Bağımsız Olma Hakkı, www.engelsizkariyer.com
Sezer, Osman, 2022 Sayılı Kanunun Sosyal Hukuk Devleti İlkesi Bağlamında Engelliler Yönünden Genel Bir Değerlendirmesi, www.gozevhukuk.org.tr-Yazılarımız | GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2021)
SÖZERAli Nazım, Esenlendirme (Rehabilitasyon): Alman ve Türk Hukuku Bakımından Bir İnceleme (2022), Yaşar Hukuk Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2022, 5 - 59
Örtülü Sefa, Türkiye’de Engelli Politikaları ve Belediyelerin Rolü: Konya Büyükşehir Belediyesi Örneği, Karamanoğlu Mehmetbey Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Karaman-2019
Tellioğlu, Salih,AVRUPA BİRLİĞİ(AB)’NİN VE BAZI GELİŞMİŞ ÜLKELERİN ENGELLİLERE YÖNELİK SOSYAL POLİTİKALARI VE SOSYAL HİZMETLERİ, Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Sciences Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 6, Sayı: 34, Şubat 2019, s. 166-182
Varol Hüseyin, Gerçekten Sorun Sadece Uygulamada Mı? Yarasa Hukuk E-Dergi, Yıl:2, Sayı:4, 2023-www.gozevhukuk.org.tr-Yarasa Hukuk E-Dergi| GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2023)
Yıldırım, Seyfettin Çağrı, ENGELLİ AMERİKALILAR KANUNU’NA GENEL BAKIŞ, Yarasa Hukuk E-Dergi, Yıl:1, Sayı:2, 2022-www.gozevhukuk.org.tr-Yarasa Hukuk E-Dergi| GÖREVHUKUK - GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ, 2022)
Dünya Sağlık Örgüt’nün, DÜNYA ENGELLİLİK RAPORU, https://static.ohu.edu.tr ‘ media ‘ portallar ‘ duyurular.PDF
BM Engelli Hakları Sözleşmesi, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Yasa Önünde Eşit Tanınma konusunda 1 No’lu Genel Yorumu: https://engelsiz.bilgi.edu.tr ‘ komitenin-genel-yorumlari
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Erişilebilirlik konusunda 2 No’lu Genel Yorumu: https://engelsiz.bilgi.edu.tr ‘ komitenin-genel-yorumlari
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kadınlar ve Kız Çocukları konusunda 3 No’lu Genel Yorumu: https://insanhaklariizleme.org
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin İçermeci Eğitim Hakkı konusunda 4 No’lu Genel Yorumu: https://engelsiz.bilgi.edu.tr ‘ komitenin-genel-yorumlari
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Bağımsız ve Topluma Dahil Olma konusunda 5 No’lu Genel Yorumu: https://engelsiz.bilgi.edu.tr ‘ komitenin-genel-yorumlari
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik konusunda 6 No’lu Genel Yorumu: https://insanhaklariizleme.org
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Temsilcileri Aracılığıyla Sözleşmenin Uygulanmasına ve İzlenmesine Katılma Hakkı konusunda 7 No’lu Genel Yorumu: https://insanhaklariizleme.org
Engelli Kişilerin Haklarına Dair Komitenin Engelli Kişilerin Çalışma ve İstihdam Hakkı konusunda 8 No’lu Genel Yorumu(Sayın Av.Nurdeniz Tunçer’in Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği için yapmış olduğu çeviriden yararlanılmıştır.)
T.C.Anayasası(1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.2709.pdf
Engelliler Hakkında Kanun (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5378.pdf
1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.01.pdf
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.3294.pdf
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5434.pdf
İş Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.4857.pdf
Deniz İş Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.854.pdf
Devlet Memurları Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.657.pdf
Katma Değer Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.3065.pdf
Özel Tüketim Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.4760.pdf
Emlak Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.1319.pdf
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.197.pdf
Kurumlar Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5520.pdf
Gümrük Vergisi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.4458.pdf
Belediye Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5393.pdf
Büyükşehir Belediyesi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5216.pdf
İl Özel İdaresi Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5306.pdf
Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.4736.pdf
Vergi Usul Kanunu (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.4.213.pdf
Gelir Vergisi Kanunu (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.4.193.pdf
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.5510.pdf
Mesleki Eğitim Kanunu, (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.3308.pdf
“Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname” www.resmigazete.gov.tr ‘ eskiler ‘ 2016/07
Sosyal Hizmetler Kanunu(1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.2828.pdf
65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun (1) - Mevzuat https://www.mevzuat.gov.tr ‘MevzuatMetin ‘ 1.5.2022.pdf
2010bölü13 Sayılı Bakmakla Yükümlü Olunan Bireyler konulu Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü genelgesi, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
2012bölü26 Sayılı Evde Bakım Ücreti Geri Ödemeleri hakkında genelge,https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
2013bölü8 Sayılı Evde Bakım Hizmetinden Yararlanan Engelli Bireylerin Diğer Hizmetlerden Yararlanması hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
2014/07 sayılı Engellilerin Evde Bakımına Destek İçin Verilen Sosyal Yardımlar hakkında genelge, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti Ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
Bakıma Muhtaç Özürlülere Yönelik Resmî Kurum ve Kuruluşlar Bakım Merkezleri Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
Engelli Bireylere Yönelik Özel Bakım Merkezleri Yönetmeliği, https://www.ailevecalisma.gov.tr ‘eyhgm ‘ mevzuat
Engellilerin Belediyelerin Uygulamalarından Kaynaklanan Sorunları, Beklentileri ve Çözüm Önerilileri Raporu, HAZIRLAYAN : GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ
EVDE BAKIM ÖDEMESİ VE ENGELLİ MAAŞI ÖDEMESİNE İLİŞKİN RAPOR, HAZIRLAYAN : GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ
Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı 2023 – 2025 Önceliklerinin Belirlenmesi ve Uygulanmasına Dair Rapor; HAZIRLAYAN : GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ
Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı (2023-2025), Hazırlayan; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
Engelli Hakları Komitesinin Türkiye’nin ilk raporuna ilişkin Nihai Gözlemler Raporu, 2019
Gerçekleşmemiş Haklar: Engelli Hakları Üzerine 51 Ülkeden Durum Analizleri ve Dersler, Yayınlayan: Küresel Engellilik Fonu (Global Disability Fund)., Tarih: 2. Güncelleme Ekim 2025, (Av. Mustafa KESKİN’in katkısıyla Türkçeye çevrilmiştir.)
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 5. Maddesi uyarınca, 26/2014 sayılı bildirime istinaden verilen, Bacher_Avusturya TR kararı.
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 5. Maddesi uyarınca, 51/2018 sayılı bildirime istinaden verilen, Bellini_İtalya TR kararı.
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 2. Maddesi uyarınca, 14/2013 sayılı bildirime istinaden verilen, D.R._Avustralya TR kararı.
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 5. Maddesi uyarınca, 3/2011 sayılı bildirime istinaden verilen, H.M._İsveç TR kararı.
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 5. Maddesi uyarınca, 17/2013 sayılı bildirime istinaden verilen, Leo_Avustralya TR kararı.
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 5. Maddesi uyarınca, 32/2015 sayılı bildirime istinaden verilen, Medina Vela_Meksika TR kararı.
Engelli Hakları Komitesinin, İhtiyari Protokolün 5. Maddesi uyarınca, 34/2015 sayılı bildirime istinaden verilen, V.F.C._İspanya TR kararı.